Gün :3 Mart 2016

Hayatın Şifreleri

Hayatın anlamı ya da anlamsızlığı üzerine kafa yoranlara ipuçları… hayatın şifreleri

Yazının başlığı okunduğunda gizem içeren bir yazı izlenimi vermiş olabilir. Aslında hepimizin genetiğinde gizeme, sırlara, bilinmeyene, esrarengiz olana bir eğilim, bir merak ve ilgi var. Ama bazılarımız bu konuda daha aşırı bir ilgi ve eğilim içinde olabiliyoruz. Hatta öyleki, hayatı anlamaya çalışırken de doğrudan değil de daha derinde ve gizemli bir açıklama arayışı içinde olabiliyor ve basit ve kolay olanı göremiyoruz.

Bu anlamda yazının başlığı da aslında bir ironik irdeleme. Önümüzde apaçık duranı görmek yerine, bilinmeyen şifreler arayışı içinde kayboluyoruz. Hayatımızın anlamı Da Vinci’nin şifreleri veya Süleyman’ın şifreleri gibi karmaşık şifrelerin içinde saklı olmak zorunda değil. Güneşin pırıltısı, ağacın gölgesi, bir su damlası, küçük bir öpücük, bir bebeğin gülücüğü, açlığımız, arzularımız, sınav notu, aşk acısı, üşümek, karanlık, yeni ayakkabımız, komedi… açık ve basit olarak önümüzde duruyor ve yapmamız gereken sadece onları görmek.

İşte hayatın şifresi çok açık; “hayatın anlamı onu yaşamaktır”. Olabildiğince kendimiz gibi, tutkulu ve yürekli…

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Yağmurda Dans

Hiç yağmurda dans ettiğiniz oldu mu? Ya da dans ederken yağmura aldırmadığınız..yağmurda dans

Yağmurda dans bir deyim olarak baktığımızda; tutkuyu, sıra dışılığı, çoşkuyu, göze almayı, kararlılığı ve hatta cesareti simgeliyor ve çağrıştırıyor. ‘Aman ıslanırım, üşürüm, hasta olurum’ diye düşünmeden dans etmenin sıradanlığa karşı duruşunu ifade ediyor. Heyecanı, istekliliği, neşeyi içeriyor. Acaba kaçımız hayatında en az bir kez olsun yağmurda dans etti? Yanıt çoğumuz değil herhalde, hatta azımız bile olmayabilir; pek azımız daha uygun bir yanıt olur sanırım. Bir kısmımız ‘ama ben yağmurda yürümüştüm’ de diyebiliriz, ama bu pek aynı şey sayılmaz. Yine de bir yarım puan alabilir ama dans etmekle aynı anlamı taşımıyor.

Aslında ‘yağmurda dans’ı bir metafor olarak kullanmak istemiştim. Asıl konu yaşamımız. Hayatımızı endişelerimizle, korkularımızla, kaybetme korkusuyla, aşırı korunmacı tutumlarla, katı kurallarla yaşadığımızda onu daraltıyoruz, sıkıcı hale getiriyoruz, daha da zorlaştırıyoruz ve çok fazla yıpranıyoruz, tükeniyoruz. Aşırı güvende hissetmeye çalışırken yaşamın özünü de ıskalıyor, yaşam enerjimizi de tüketiyoruz. Neredeyse bir ömürlük serüvenimizde -günü yaşamaktan çok- hep günü kurtarmaya çalışıyor ama hayatın bütününü ve esprisini yok ediyoruz.

Hayatımıza korkularımız değil de, isteklerimiz, tutkularımız yön verse, bizi yöneten kaygılarımızdan çok hayallerimiz, ideallerimiz, arzularımız olsa. En azından makul riskleri alabilsek, daha cesur, daha esnek, daha olumlu olabilsek, yaşamımız da daha güzel ve mutluluk verici olmaz mıydı? Bence harika olabilirdi. Islanırım, üşürüm, hasta olurum demeden yağmurda dans edebilsek korkusuzca. Belki…

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz