Aylar: Nisan 2016

Rüyaların Anlatmak İstediği

Rüyalarınız size ne anlatmak istiyor? Ya da siz neye inanıyorsunuz?rüyalar

İnsan var olduğundan bu yana rüyaları onun fazlaca ilgisini çekmiştir. Bilim öncesi toplumlarda rüyalar, özel sırlar içeren spiritüal yaşantılar olarak görülmüş; Ya Tanrı veya tanrıların (dönemin ve toplulukların tanrı inanışlarına göre değişen biçimde) kişiye gönderdiği özel mesajlar olarak, ya gelecekten haber veren uyarılar olarak, veya uykudayken bedenden ayrılan ruhun gezintisi sırasındaki yaşantıları olarak veya buna benzer biçimlerde algılanmıştır ve yorumlanmıştır. Hatta rüyalar insanların yaşantılarına yön verebilmiş, insanlar bazı kararlarını rüyalarına bakarak alabilmişlerdir. Bu derece önem atfedilen bir konuda da tabi ki, bundan yararlanan, bu konuda özel konum edinen kahinler gözde olmuşlardır. Eski uygarlıklarda, özellikle Babilliler, Mısırlılar, Yunanlılar ve Araplar’da rüya tabiri konusunda yetenekli kahinlerin önemli rolleri olduğu görülmektedir. Tüm tarih boyunca da büyük devlet adamlarının ülke yönetiminde bu rüya yorumcularının yönlendirmelerine tabi olabildikleri, böylece bu işi yapan kişilerin ne kadar etkin rollerde oldukları anlaşılmaktadır.

Peki günümüzde durum nedir? Psikoloji biliminin araştırmaları ve özellikle psiko-analitik kuramın rüya ile ilgili bilimsel açıklama ve yorumlarının bu konuda önemli bakış açısı değişiklikleri getirmiş olmasına karşın, aslında günümüzde de rüyaların algılanması konusunda büyük farklar yoktur. Rüyalar halen bir çok insan için gelecekten haber veren uyarılar veya doğa üstü güçlerin temsili mesajları olarak algılanmaya devam etmektedir. İnsanların gizeme olan ilgileri ve belki de böyle bir gereksinimlerinin olması rüyaları da geleceğin ve olacakların habercisi olarak görmelerine neden olmaktadır. Bu konuda bu anlayışı destekleyen ve pekiştiren olağanüstü bir yayın, anlatı yoğunluğu olması ve neredeyse ortak bir kültürel mirasın güçlü bir şekilde varlığını sürdürmesi etkilidir. Bu potansiyel talep ortamında da tabi ki bunu kullanmak ve sömürmek isteyen sözde kahinler ve olağanüstü çeşitlilikte rüya tabircileri olması çok doğaldır. Talep arzı, arzın türü talebi körüklemektedir.

Psikoloji biliminin rüyalarımız konusundaki bilimsel açıklaması kısaca şudur; Rüyalarımız; bastırılmış, bilinçdışına itilmiş duygu, düşünce, güdü ve arzularımızın egomuzun kontrolünün azaldığı uyku sırasında, çeşitli semboller yoluyla açığa çıkmaları yoluyla oluşurlar. Uykumuzun REM (rapid eye movement) adını verdiğimiz yaklaşık 90 dakikada bir gerçekleşen ‘derin uyku’ bölümünde gördüğümüz rüyalarımız aslında bizim yakın veya uzak ‘önceki’ yaşantılarımızla ilgili bastırılmış unsurların imgeselleştirmeleridir. Bunun yanında uyku esnasında maruz kaldığımız fiziksel veya fizyolojik kaynaklı çeşitli uyaranlar da (ses, koku, ısı, temas veya vücudun sistemsel fonksiyonları ile ilgili iç kaynaklı uyaranlar) rüyalarımıza çeşitli farklı imge ve duygu yaşantıları olarak yansıyabilmektedirler. Yani bu açıklamaya göre rüyalarımız psikofizyolojik kaynaklıdır ve bize gelecekten haber ve uyarılar vermezler sadece geçmiş veya o anki yaşantılarımızla ilgilidirler. Bu haliyle rüyalarımız, bazı psikoterapi ekolleri (psikodinamik kuram şemsiyesinde yer alan ekoller) tarafından da, bizim gizli ruhsal dünyamız hakkında bir şeyler anlatan ve bilimsel rüya analizleri yoluyla psikolojik sıkıntı ve rahatsızlıklarımızı anlama, çözümleme ve tedavi edilmesi bağlamında oldukça önemli ve ilginç bir materyal olarak kullanılmaktadır.

Bununla birlikte henüz bilimsel anlamda yeterli kabul edilebilirliğe sahip olmasa da, spiritüalistlere (veya parapsikoloji yaklaşımlarına) göre rüyalarımız; bazen, telepatik rüya (bir başka kişinin uyanık haldeki düşünceleri veya uyku halinde rüyasında gördüklerinin rüya olarak görülmesi), durugörü yetisi ile görülen rüyalar (uzakta veya başka bir mekandaki olayları ve nesnelerin rüya olarak görülmesi) veya astral seyahatle ilgili rüyalar (uykuda ruhun-astral bedenin-gezintisi esnasında gördüklerinin rüya olarak algılanması) olabilir. Ya da bazen, uyarıcı mesajlar veren rüyalar (bir konuda şöyle veya böyle yapması gerektiğine dair mesajlar içeren rüyalar), prekognitif rüyalar (gelecekten ve olacaklardan haber veren rüyalar), reenkarnasyona bağlı rüyalar (geçmiş yaşam inanışına dayalı, o yaşamıyla ilgili anıları içeren rüyalar), bedensiz varlıklarla iletişim kaynaklı ve buna benzer paranormal yetenek ve algılarla ilgili olabilmektedir. Bunlar spiritüalistlerin bazen deneysel çalışmalarla da desteklemeye ve kanıtlamaya çalıştıkları, oldukça hatırı sayılır destekçisi de olan rüya açıklamalarıdır.

Sonuca gelirsek; hepimiz bu konuda farklı anlayış, algılayış altyapısına sahip olabiliriz ve yukarıda vermeye çalıştığım kısa bilgilerin ışığında istediğimiz açıklama biçimine inanmakta özgürüz. Ancak bu konuda eğer bir ‘gerçek’ varsa onu da bulmaya ve gerçeğe inanmaya çalışmalıyız. Ben psikoloji bilimiyle uğraşan biri olarak tabi ki psikolojinin rüyalarımızla ilgili getirdiği görüşe inanıyor ve buna göre yorumluyorum. Bu yaklaşım daha az ilginç veya bazılarına sıkıcı gelse de elimizde elle tutulur bir gerçek olarak sadece bu var. Ancak bilimin, tüm yaşamın veya özelde insan beyninin tüm sırlarına henüz ulaşamadığını hesaba kattığımızda da yine bilimsel bir şüphecilikle diğer görüşlere de açık kapı bırakmak zorundayız. Bu konuda son noktayı koymak bir hata olabilir. Ama apaçık batıl, yanlış ve istismar edici (bir kısım rüya tabircileri gibi) yaklaşımlara da prim vermemeliyiz, Şarlatanların bu alanda insanları kullanmasına ve onlardan yararlanmasına fırsat tanımamalıyız. Bin yıllar öncesindeki gibi sözde kahinler yaratmamalıyız. Bizi gerçeğe ancak bilimin ışığı götürebilir. Ama yine de son olarak şunu söylemek istiyorum; ‘rüyaların bize anlatmak istediği’ konusunda siz neye inanmak istiyorsanız ona inanın, rüyalarınız sizin..

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Ruhun Temizlenmesi

Ruhumuzu da arabamız ya da giysilerimiz gibi temiz tutabiliyor muyuz? Üstelik ruhumuzun yenisini alma şansımız da yok!..ruhun temizlenmesi

Aşağı yukarı hepimiz sahip olduğumuz veya kullandığımız şeyleri belli aralıklarla temizler veya birilerine temizletiriz. Giysilerimiz, evimiz, odamız, dolabımız, mutfağımız, çeşitli kişisel eşyalarımız, arabamız, çevremiz, bedenimiz vb. gibi kullandığımız her şey bir süre içinde kirlenirler ve onları temizlemek gerekliliği ortaya çıkar. Tabi bu konuda hepimiz aynı özen ve titizliği göstermeyebiliriz, ama sonuçta bir şekilde temizlenir. Bu işlem onların daha yeni, daha yararlı, daha sağlıklı, daha verimli, daha uzun ömürlü olmalarını ve daha iyi görünmelerini sağlar. Bir çoğumuz için bu sahip olduğumuz nesneler çok değerlidir ve onların temizliği ve bakımına özel bir özen gösteririz. Bu konuda aşırıya kaçanlarımız bile vardır.

Peki ya ruhumuz, ona da aynı özeni gösteriyor muyuz? Sahip olduklarımız yalnızca fiziksel şeylerden oluşmuyor. Bir ruha da sahibiz. Tıpkı sahip olduğumuz fiziksel şeyler gibi ruhumuzda da kirlilikler oluşur; bakım ve temizlik gerekir. Ruhumuzun işleyiş mekanizmasında otomatik çalışan ve bir kendi kendini temizleme sistemi olduğunu düşünen ya da savunanlar olabilir. Ama eğer öyle olsaydı veya herkeste bu sistem çalışsaydı, kimsenin ruhuyla bir sorunu olmaması, her zaman her durumda kendini iyi, mutlu, huzurlu, barışık ve hep olumlu duygular içinde hissetmesi gerekirdi. Ruhunu kirleten olaylar, ardında hiçbir tortu bırakmaz, kısa süre içinde kişi kendini ruhsal olarak tertemiz hissederdi. Ama ne yazık ki tam olarak böyle bir sistemin varlığından veya varlığını kabul etsek de kusursuz çalışan bir sistemden söz edemeyiz. Bu durumda iş başa düşüyor, kirlenen ruhumuzu da kendimiz temizlememiz veya yetersiz kaldığımızda temizlettirmemiz gerekiyor.

Ruh nasıl temizlenir sorusuna yanıt vermeye çalışırsak; öncelikle tabi ki bunun su, deterjan veya çeşitli temizlik malzemeleriyle olmayacağını, daha özel ve farklı yöntemler kullanılması gerektiğini bilmeliyiz. Ama temizleme aşamasından önce kirliliği fark etmemiz gerekir, çünkü bir eşyanın kirliliği gibi gözle görünür değildir, ancak ruhsal gözle görülebilecek kirlerdir. Ruhsal gözümüz iyi görüyorsa sorun yok, ama değilse ancak bir arızaya yol açmaya başladığında fark ediyoruz bu kirlenmeyi. O zaman temizlik daha zor oluyor tabi. Kirlenmeyi anlamak için kendi duygu ve düşüncelerimize duyarlı olmamız ve yaşadığımız olumsuz duyguları fark edip, tanımlayabilmemiz gerekiyor. Örneğin, bugün ruhumuzda oluşan öfke, kaygı, korku, üzüntü, nefret, kıskanma, utanma, suçluluk ve bunun gibi olumsuz duygularımızı fark edip, tanımlayabilmemiz, ayrıca bunların şiddetini, yoğunluğunu algılayabilmemiz gerekiyor. Bu ilk aşama için biraz egzersiz (hemen her gün) gerekiyor ki, duyarlığımız artsın ve böylece ruhumuzdaki kirlenmeyi görebilelim.

Kirlenmeyi saptadıktan sonra temizlik aşamasına geçebiliriz. Bu aşamada da kısa ve basit olarak ilk yapmamız gereken; az önce kirlenmeyi görebilmek maksadıyla tanımladığımız olumsuz duygulara neden olan düşüncelerimizi veya düşünce biçimlerimizi bulmaya çalışmak ve bulduğumuzda da yeniden bu zinciri, yani; yaşanan olay › bizde oluşturduğu olumsuz düşünce › bu düşüncenin yol açtığı olumsuz duygu aşamalarını sırayla gözden geçirerek, ve yaşanan olayı algılama biçimimizi dürüstçe yeniden ele alarak kısa bir analizini yapmak. Bunu yapmak, ruhsal temizlik sistemini harekete geçirecek ve tamamen olmasa da ruhumuzun günlük kirlenmesini büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır.

Bu önerilenlere ek olarak ruhumuzu temizlememize yardım edecek bir çok farklı yardımcı yol olabilir; örneğin, ibadet, meditasyon, spiritüal uğraşlar, spor, sanatsal uğraşlar vb. Herkes kendi ilgi, görgü ve yeteneklerine göre bir çok yardımcı yol bulabilir. Kendine göre temizleme formülleri oluşturabilir. Hatta bu formülleri diğerleriyle de paylaşmalı bence. Önemli olan fiziksel kirlilik olduğu gibi, ruhsal kirliliğin de olabildiğini kabul etmek ve temizlemek için çaba gösteriyor olmaktır.

Ancak bunları yaptığımız, uyguladığımız halde ruhumuzda kalan kirlilikler olabilir, veya geçmişte bir yerlerde oluşmuş ve ciddi tıkanıklıklara ve bozulmalara yol açacak veya açmış olan kirler var olabilir ve bunlar ruhsal mekanizmanın sağlıklı çalışmasını engelliyor olabilirler. Bazen bunlar oldukça inatçı kirler olabilir. Bazen de biz sürekli bir çamur tarlasında dolaşıyor olabiliriz. Bu durumlarda kişisel temizleme çabalarımız yeterli olmayabilir veya uygun temizlik araçlarına sahip olmayabiliriz. O zaman da tereddüt etmeden ruhsal temizlik konusunda uzman profesyonellerden destek almalı; daha sağlıklı, daha mutlu, verimli ve daha temiz olmayı istemeliyiz. Daha iyi bir yaşam için.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz