Aylar: Şubat 2019

Bağımlı Kişilik Bozukluğu

bağımlı kişilik
Bu tür rahatsızlığı olan kişilere baktığımızda özgüven eksikliği etrafında bazı belirtiler sergilediklerini görürüz. Bu kişiler çoğunlukla ilişkilerde boyun eğici, yapışkan davranışları olan ayrılma korkusu yaşayan kişilerdir. Yetersizlik duyguları yoğundur; kendi düşündüklerinin yetersiz olduğu fikri yerleşmiştir zihinlerine. Genellikle başkalarının görüş ve kararlarına ihtiyaç duyarlar. Adeta kendilerini aciz hissetmektedirler. Bir bakıma kendi kendilerine sorumluluk almak yerine yaşamın önemli alanlarında başkalarının sorumluluk almasını beklerler. Yalnız kalmak, kendi kendilerine bağımsız kararlar alıp ilerlemek, kendi kendilerine bir şeyi başlatıp sürdürmek zordur onlar için; sorumluluk gerektiren konumlardan süratle kaçabilirler ve önemli bir karar almaları gerektiğinde gerginleşirler.

Yalnız kalmak korkutucudur. İtiraz etmekte, ”hayır” demekte zorlanırlar. İtiraz ederlerse karşılarındaki tarafından reddedilmekten korkarlar. Biliyoruz ki reddedilmek de bir tür kayıptır ve o yüzden acı verir.

İnsan ilişkilerinde ne kadar fedakar davranırlarsa o denli şükran duyulacaklarını, benimseneceklerini varsayarlar. Ne kadar verici olurlarsa o kadar takdir edileceklerdir.

İlgi ve destek bulmak ve dolayısıyla hep boşluğunu hissettikleri güven duygusunu yakalayabilmek önemlidir bu kişilerin hayatlarında. Güven duygusu için yeterli ilgi ve desteğin önemini tartışamayız. Eski bir açığı, açlığı gidermek ister gibidirler böylelikle.

Kişilik bozukluklarında genel olarak kişinin çocukluk dönemi ilişkilerinin izlerini görürüz.
Çocuklukta ebeveynlerle ama özel olarak anneyle ilişkideki sorun kişinin bağımsızlaşmasını, kendine ve çevresine güven geliştirmesini etkiler. Anne yeni doğan bebeğine hazır değilse, aşırı kaygıları varsa veya onu bir yük olarak algılıyor ve taşımakta, sorumluluğunu almakta sorun yaşıyorsa bu durum anne / çocuk etkileşimine yansıyacaktır.
Bu etkileşim tekrar eden nitelikte ve uzun süreli ise çocuğun güven duygusu zedelenir. Böyle çocuklar oldukları gibi sevilmeyeceklerine dair yanlış inançlar geliştirebilirler ve yetişkinliklerinde de bu durum devam eder. Kendilerini “aptal” olarak niteleyebilen kötümser kişiler olma olasılıkları yüksektir.

Bağımlı kişilikteki bireyde de çocukluğunda ona bakan, onu büyüten kişilerle (özellikle anne-baba) olan ilişkileri içselleşmiştir. İlk bakım veren kişiler bir bakıma bireyin içinde varlıklarını devam ettirirler. Onların varlıkları açık seçik olarak hissedilmese de kişinin günlük ilişkilerine ve kendini nasıl algıladığına mutlaka yansıyacaktır. Kendilik algımız her neyse karşımızdakinin bizimle ilgili düşüncesi bundan etkilenecek ve ilişkilerimiz de bu doğrultuda şekillenecektir.

Hepimiz bir bakıma bu etkileşimleri içimizde taşırız ve eğer farkına vardığımız eksik ve uyumsuz taraflar varsa sorgulamaya başlarız. Ne de olsa hayatımızın olmazsa olmazı sorumluluklarımız ve ilişkilerdir. Tekrarlayan biçimde bir yerlerde takılıp kalıyorsak onları irdelemeden değiştirmeden üstünden atlayıp geçip gidemeyiz.
Sağlıklı olmanın, mutlu olmanın, daha doyumlu ilişkiler içinde olmanın hazzını arar insanoğlu hayatı boyunca. Aramak sağlık belirtisidir aslında, kaçmaksa teslim olmak…

Uzm.Kln.Psk.Elif Aybay

Kaygılı Düşünceleri Değiştirme Üzerine

İçinde-taşıdığın-inançların-farkına-var

Sorunlu taraflarına odaklanarak yaşamak kaygılı kişilerin başlıca özelliği olarak bilinir. Çoğu zaman gizliden gizliye benimsemiş olduğumuz düşünceleri merkez alarak yaşarız. Çocukluğumuzdan beri yerleşerek içselleşmiş bir tür inançlardır bunlar.

Eskiden kalma bir gizli inanç olarak beğenilmeyeceğimize, reddedileceğimize, yetersiz olduğumuza inanmışsak en ufak belirtileri buna bağlama eğiliminde oluruz. Bunlara kaygıyı oluşturan en derinde ruhumuzda yer etmiş olumsuz inançlarımız diyebiliriz.

Öğretmenimiz bizimle ilgili olumlu şeyler söylemiş olsa bile arada yaptığı eleştirilere takılırız, bunlara inciniriz. Olumsuzlara takılı kalırız, olumsuz olan adeta zihnimizi tamamen etkisi altına alır. En derinimizdeki eskilerden kalma olumsuz inanç sürekli beslenir, onu destekleyecek işaretleri seçici bir dikkatle arar bulur gibiyizdir. “Ben yetersizim” diyen içimizdeki kanayan yarayı haklı çıkaran düşünceler, yargılar geliştiririz. Ve ne denli bu olumsuz bakış açısını hayata geçirip, olumsuz algımızla hayata bakarsak içimizdeki yaranın etkisi o denli büyür. Bir bakıma yetersizlik hissi hayatımızda o denli hissedilir olur ve kendimizi “kötü” hissedişimiz sürer gider.

Kısaca içimizdeki bir varsayımdan yola çıkarak hayata anlam yüklemiş oluruz. İçimizdeki eskiye dayalı bu yetersizlik hissini büyüten ve ondan kaynaklı düşüncelerin önünü almamız gerekir ama nasıl?

Bu düşünceleri yakalamak çoğunlukla zordur. Peki nasıl tanırız bu düşünleri? İnsan kaygı uyandıran, kendisini korkutan kaçınmak istediği bu durumlara girmeden önce öngörülerini aklından bulanık şekilde de olsa geçenleri, aklında beliren imgeleri ve hislerini tanımaya çalışmalıdır.

“Bu durumda neyin olacağından korkuyorum?” diye sorabilir. Örneğin “Bir topluluk içinde konuşmaya katılamamaktan mı korkuyorum yoksa sessiz kalıp aptal yerine konulmaktan mı?” diye sorabilir kendine.

Özdeki (benlik) yaradan kaynaklı cümleleri yani korkutan durum karşısında bu kötümcül ve yanlış cümleleri değiştirebilirsek temeldeki sorunumuzu da yavaş yavaş onarabiliriz. Bunu bir oyun gibi görüp işe bu olumsuz cümleleri tanımaktan başlayabiliriz.

Derinlerde yatan gerçek dışı olumsuz inançlarımızın, kendimizle ilgili olumsuz duyguların hayatımızı yönetmemesi için bu oyunu oynamaya değmez mi?

Uzm.Kln.Psk.Elif Aybay

Sosyal Kaygı ve Küçük Öneriler

sosyal kaygı
Başkalarının önünde rahat davranamamak, eleştirilmekten ve beğenilmemekten korkmakla tanımlanabilecek bir kaygı biçimi sosyal kaygı.

Sosyal ortamlarda insanlar arasında hissedilen ketlenme, hareketlerin kısıtlanması ve sonuç olarak çoğunlukla geri plana çekilme durumudur.

Bu kişiler sosyal etkileşimlerde çoğunlukla olumsuz değerlendirileceklerine ve alay konusu edileceklerine dair yanlış inançlarıyla çekingen davranıp geri planda kalabilirler. Bunu tercih ederler diyemeyiz çünkü fobi kişinin içsel rahatsızlığı ve sosyalleşirken yaşadığı uyumsuzluğu ile ilgilidir.

Topluluk içinde konuşma, yemek yeme, sınavlara girme, kişilerle sohbeti başlatma, bir arkadaşına eleştirel geri bildirimde bulunma, aile toplantılarına veya arkadaş partilerine katılma gibi faaliyetleri uygun bir şekilde gerçekleştirebilmek bunların aşırı bir kaygı yaratmaması için kişi belli bir bağımsızlığı elde etmiş olmalıdır. Aksi taktirde bu durumlar hafiften yoğuna doğru giden çeşitli derecelerde panik ataklara sebep olabilirler.

Sosyal kaygı yaşayan kişi çoğunlukla bu korkusunun anlamsız olduğunu bilir. Sosyalleşmeyi arzu etmekte, insanlarla daha iyi ilişkiler içinde olmak istemektedir. Kısaca duygusal bir soğukluktan dolayı böyle davranmamakta ancak korktuğu için ketlenme yaşamaktadır.

Mahcup düşeceği endişesiyle kişisel girişimlerde bulunamamaktadır.
Peki nasıl düzelir bütün bunlar?
Sosyal korkular nasıl kontrol altına alınır?

Bu tür kaygılar çocukluk, ergenlik ve yetişkinlikte görülebilir. Yetişkinlikte görülen sosyal kaygı bozukluğu çoğunlukla çocukluk başlangıçlıdır.

Aileler çocuklarının üzülmesini engellemek için çocuğun duruma odaklanmasını ve idare etmesini sağlamak yerine ona sığınak olup çocuğun durumdan kaçma, uzak durma tutumları geliştirmesini teşvik ediyor olabilirler. Oysa kaygıyı kontrol edebilmesi için kişinin yavaş yavaş bu kaygıyla yüzleşebilmesi, bu konuda bir sorumluluk alması sağlanabilirse sonuç daha sağlıklı olacaktır.

Önce küçük hedefler konarak, çok korkulan durumun üzerine gitmek daha az zorlayıcı olacaktır. Kendi kendine imgelemeyle yani bir tür provayla kişinin, yüzleşeceği durumun önceden alıştırmasını yapıp sonra gerçek ortamda bunu denemesi sağlanır. Bunu bir tür oyun gibi düşünmek de kişiye iyi gelebilir. Alıştırma rahatlatmak amaçlıdır. Kaygıyı yaşayan kişinin kaçmayıp bu durumun üzerinde düşünebilmesi için alıştırmalar önemlidir.

Durumdan kaçıyorsa kaçınma davranışından sonra nasıl hissediyor bakılmalıdır. Pişman mıdır ya da üzgün mü? Depresif belirtileri var mıdır? Neler geçmektedir aklından? Kaçma davranışına aklından hızla geçen hangi düşünceler etken olmuştur? Bu düşünceleri mutlak doğrular mıdır yoksa test edilebilir varsayımlar mıdır? Bunların yerine daha makul düşünceler üretilebilir mi?

Korkulan durumlara maruz kalırken hedeflere ulaşmada tıkanmalar olabilir elbette. Bunların başlıca sebebi yeterli olmakla ilgili olumsuz düşüncelerdir. Kişi yetersizlik duygusu içinde olabilir. Ama kişi yine de bu denemelere özendirilmelidir. Gerekirse birinin başlangıçta ona eşlik etmesi önerilebilir. Engeller uzunca süredir yaşanan kaygının üzerine giderken kaçınılmazdır. Bunları ortadan kaldırmak için terapistin sunduğu psikoeğitim programı, terapi sürecinde ödev gibi düşünülebilecek alıştırmalar ve kişinin bunlar hakkında terapi ortamına getirdiği geri bildirimler ve bu konudaki karşılıklı konuşmalar oldukça faydalı olacaktır.

Uzm.Kln.Psk.Elif Aybay

Uzm. Klinik Psikolog Elif Aybay KRM Gelişim’de..

Elif Aybay-foto

 

Uzm. Klinik Psikolog Elif Aybay 15 Şubat 2019 itibariyle KRM GELİŞİM çatısı altında çalışmaya başlamıştır.

Başarılı bir öğrenim ve çalışma deneyimine sahip olan ve KRM Gelişim’in kalitesine ve vizyonuna önemli katkısı olacağına inandığımız yeni çalışma arkadaşımız Elif Aybay’a çalışmalarında başarılar diliyoruz.

Uzm. Klinik Psikolog Elif Aybay hakkında bilgi için tıklayınız..