Aylar: Mart 2019

Öfke

           stress-in-modern-life

Öfke, tüm insanların yaşadığı temel ve doğal duygulardan birisidir. Bir ihtiyacımızın karşılanmaması, bir isteğimizin, arzumuzun gerçekleşmemesi, beklentilerimize karşılık alamamak ve bunun gibi durumlar bizde öfke duygusunu doğurabilir. Ya da hoşlanmadığımız, onaylamadığımız bir durum (söz, eylem, tepki vs.) bizde öfke duygusunun doğmasına yol açar.

Aslında bu haliyle öfke normal ve yaşanması gereken bir duygudur. Peki sorun nerede o zaman? Sorun öfkenin kendisinde değil bu duygunun ifadesinde veya aktarılmasında kontrolün sağlanamayarak istenmeyen sonuçlara yol açmasındadır. Yani öfke duymamız normal, ama bunu uygun bir dil ve davranış biçimiyle yansıtabilmeyi de öğrenmeliyiz. Yoksa her öfkelenmemiz bizim duygusal bir taşkınlık yaşamamıza ve bunun sonucunda da yıkıcı ve agresif reaksiyonlar vermemize yol açacak ve bu öfkelenmemize neden olan şeyle beraber bir sonuç olarak da yeni bir sorun yaratacaktır. Öyleyse öfkeyi kontrol edebilmeyi, bu duygumuzu iyi bir biçimde yönetebilmeyi öğrenmeliyiz.

Peki nasıl kontrol edebiliriz? Bu konuda öncelikle bakılması gereken konu öfkelenmemize neden olan olayları/durumları doğru analiz edebilmektir. Gerçek dışı beklentiler, mükemmeliyetçi eğilimler, başkalarına karşı ve hatta kendine karşı hoşgörüsüzlük, bağnaz düşünceler, aşırı hırs ve haset duygusu, insanları yönetme eğilimi (tahakküm) vb. gibi tutumlarımız bizim sıkça öfke duymamıza yol açıyor olabilir. Ya da baskı altında olmak, kısıtlanmak, kandırılmak, haksızlığa uğramak, zarar verici davranışlara maruz kalmak gibi bir çok neden öfkemizin kaynağı olabilmektedir. Öncelikle bu öfke kaynakları anlaşılmalı ve bunlar üzerinde daha rasyonel ve pozitif yönde düzenleme ve değişiklikler oluşturulabilmelidir. Böylece önce öfkeye neden olan şeyleri kontrol altına almayı öğrenmeliyiz.

Sebepleri ne kadar azaltsak da yine de ortaya çıkacak olan öfkemizin ifade edilişini de yönetebilmek adına, öfkelendiğimiz konuda bunu saldırgan ve yıkıcı olmadan nasıl muhataplarına iletebileceğimiz konusunda zihin egzersizleri ve uygulama çalışmaları yapmayı denemeliyiz. Yine aynı zamanda bu negatif enerjinin kontrolünü kolaylaştıracak bir takım teknik ve uygulamaları da kullanmayı öğrenmeliyiz. Örneğin “mola verme” tekniği, “derin nefes” tekniği gibi.

Mola verme tekniği, öfke duymaya başladığımızı ve bu duyguyu kontrolde zorlanacak şiddette yaşayacağımızı  hissettiğimizde, hemen “mola” vererek; yani kısa bir süreliğine ortamdan uzaklaşarak, mümkünse temiz hava, oksijen alabileceğiniz bir yere giderek, öfke duyduğunuz şeye neden öfke duyduğunuzu anlamaya, bendinizde oluşan öfke reaksiyonlarını fark etmeye ve az sonra geri döndüğünüzde sözel olarak nasıl bir tepki vermenizin uygun olacağına karar vermeye çalışarak uygulanabilir. Aynı zamanda “derin nefes” almaya çalışarak bedeninizin verdiği reaksiyonları azaltabilir, daha sakin olmayı başarabilirsiniz.

Öfke anında uygulanabilecek bu tekniklerin yanında günlük yaşamınızda da bazı değişimler yaparak bu olumsuz duyguyu kontrol etme becerinizi artırabilirsiniz. Örneğin; düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmak, kitap okumak, müzik dinlemek, dans etmek, hobilerinize zaman ayırmak, sanat ile uğraşmak, sosyal aktivitelerinizi geliştirmek vb. gibi bir çok adım sizin hem genel ruhsal durumunuzun ve dengenizin daha iyi olmasına ve hem de öfke nedeniyle yaşadığınız davranış kontrolü sorunlarında önemli yardımı ve katkısı olacaktır.

Bir başka öfke kontrolüne yardımı olacak konu da şudur; olumsuz duygularımızı dışa vurabilmek. Bir çok insan bu olumsuz duyguları bastırarak hem başkalarına yansıtmayabiliyor hem de kendi de bu duygularından kaçabiliyor. Ama bastırılan bu olumsuz duygularımız yok olmuyorlar ve biriktikçe bizi daha fazla rahatsız etmeye, ruhsal dengemizi bozmaya başlıyorlar. İşte biriken bu negatif enerji de öfkemizi kontrol edemememizin temel nedenlerinden bir olabilir. Bu yüzden olumsuz düşünce ve duygularımızı, baskılamadan, doğru zamanda doğru kişiye uygun bir biçimde yöneltmeye çalışmalı, bunu ruhsal yapının bir doğal akışı olduğunu dikkate almalı bu ruhsal akışı bozmayarak daha huzurlu ve sakin, öfke duysak da bunu kontrollü biçimde aktarabilen biri olma şansımızı artırabilmeliyiz.

                                                                                                                                                         Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Beyin Hakkında..

Beyin

*Sinir sisteminin ve vücut fonksiyonlarının devamlılığını yöneten en kompleks organımızdır. Beynin işleyişine dair bir çok şey hala bilinememektedir. Bizleri hayvanlardan ayıran ana özellik beynimizin onlardan daha gelişmiş olmasıdır. Bu fark özellikle ön beyinde belirgindir.
*Toplu iğne başı büyüklüğünde bir beyin dokusu, yaklaşık 5 milyon hücre ihtiva eder.
*Beynin sol tarafı, vücudun sağ tarafındaki istemsiz kasları, sağ tarafı ise sol taraftaki istemsiz kasları kontrol eder.
*Her saniye beynimize ulaşan 100 milyon uyarıdan sadece 100 tanesinin beyin kökümüze ulaşmasına izin verilir. Bu kontrol sağlandığı içindir ki, ayakkabılarınızın ayağınıza teması ya da saçınızın cildinize değdiği sırada hissedilenler gibi konular hakkında her an bilgilendirilmemiş olursunuz.
*Beynin sol tarafı; dil kullanımı, sayılar, bilimsel çalışmalar ve değerlendirmelerle, sağ tarafı ise sanat, müzik, hayal kurma, sezgi ve üç boyutlu formların anlaşılması ile ilişkilidir. Bu nedenledir ki bilim adamları için “sol beyin insanı”, artistler gibi yaratıcı insanlar için de “sağ beyin insanı” gibi tabirler kullanılır.
*Beyin fonksiyonları 18-23 yaşlarında artar, 40 yaşından sonraysa hızla azalır. Günde 10 bin hücre ölüyor. Ama 65-70 yaşına kadar ölen hücrelerin sayısı toplam hücrelerin ancak yüzde 5’ine ulaşabiliyor. Demek ki beyne hücre takviyesi oluyor. Bizim (kök hücreler) dediğimiz hücreler var. Bunlar beyin hücresine dönüşebiliyor. Her beyin hücresi öldüğünde, bellek depolama, yeni bilgileri alma ve öğrenmede zayıflama oluşuyor. Eğer beyin hücrelerimizi çalıştırırsak, 60 yaşında, bir gencin beyni kadar aktiviteye sahip olabiliriz.
*1 gr beyinde 100-150 milyon hücre vardır. Yeryüzündeki insan sayısı ise 6-7 milyar. Bu kadar insan birbiri ile aynı gün telefonla konuşmuyor ama insan beyin hücreleri sürekli iletişim halindeler. Masadan bir bardak su almak istediğimizde, kolumuza gelen kaslara gevşeme-kasılma talimatı vermesi, bardağın sertliği, sıcaklığı, ağırlığı, hangi açı ile ağza götürüleceği gibi bir çok işlemler, hangi koordinatlarla hareket edileceğine dair bilgiler beynin işlevidir. Bunlar yapılırken olağanüstü bilgi işlem süreci işler.
*İşte böyle harika bir organ kendini yenileme yeteneğine sahip değildir. Diğer beden hücreleri yenilenip değişirken beyin için tek yol kapasiteyi arttırmaktır. Bu işlem de Beyin eğitimidir. *Beynini iyi bilen ve kullanan kişi başarı ve mutluluğu yakalayacaktır.
Beslenme ve beyin sağlığı ilişkisi :
*Beynimizin fonksiyonlarını gerçekleştirmesi için, oksijen ve gıdalarla beslenmesi gereklidir. Özellikle uzun süren beslenme bozuklukları sinir sistemi üzerinde olumsuz etkiler bırakmakta ve beyin büyüklüğünü, hücre sayısını ve sinir hücrelerinin gelişimini engelleyerek, beyinde kalıcı hasara neden olabilmektedir.
*Yediğimiz besinlerin insanın hafıza, zeka ve konsantrasyon gücü üzerinde çok önemli bir etkisi vardır.
*Beynimiz, oran olarak vücudumuzun küçük bir bölümünü (%2-3’ünü) oluştursa da, yiyeceklerle alınan enerjinin ortalama % 30’unu harcar.
*Hafıza ve zeka gelişimi açısından bazı besin kaynaklarının diğerlerine göre önemi çok daha fazladır. Örneğin bunların arasında B vitaminlerini içeren yiyecekler birinci sırada gelmektedir. Beyin gelişiminde özellikle B grubu vitaminler yanında demir, çinko, iyot gibi mineraller etkilidir.
*”B” vitaminlerinin beyindeki önemli reaksiyonların gerçekleştirilmesindeki payı zihinsel potansiyel açısından hayati öneme sahiptir. Ayrıca B vitaminleri beyni strese karşı da korumaktadır.
*Beyin için enerji üretimine büyük katkısı olan B vitaminlerinin eksikliği yorgunluğa, hafıza ve zeka performansının zayıflamasına neden olur. Beynin ihtiyacı olan B vitaminlerinin yeterince alınması halinde zihinsel fonksiyonlarda; öğrenme ve hafıza gücü, konsantrasyon, hızlı düşünme, sözel yetenek ve akıcılık, uyanıklık, yaratıcı düşünme, enerjik hissetme gelişmelerin olduğu açıkça hissedilmektedir
*Kuru baklagiller, kırmızı et, ayçekirdeği, balık, yoğurt, süt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, tavuk eti, hindi, yerfıstığı, muz, kavun, brokoli, ıspanak, domates, yumurta, kavun ve enginar kombinasyonları B grubu (kompleks) vitaminlerini garanti eden besin kaynaklarıdır.
*Demirin beynin beslenmesi için hayati bir önemi olup beyne oksijen taşınmasında çok önemli bir rolü vardır. Özellikle oksijenin beyne taşınması ve beyin tarafından kullanılmasını sağlayan kandaki hemoglobin ve alyuvarların oluşumunda demire ihtiyaç vardır. Daha kısa bir ifadeyle beynin temel enerji kaynaklarından biri olan oksijenin beyne taşınabilmesi için demire ihtiyaç vardır. Dolayısı ile diyetimizde mutlaka demir içeren yiyecekler bulundurmalıyız.
*Tüm kırmızı etler, kuru baklagiller, koyu yeşil sebzeler, domates ve pekmez demir açısından zengin olan yiyeceklerdir.
*E ve C vitamininden zengin gıdalar beyin hücre yıpranmasını önler.
*C vitamini demirin yiyeceklerden emilmesini kolaylaştırır. Bundan dolayı demir içeren yiyeceklerin “C” vitamini içeren, örneğin turunçgiller, kivi, domates, patates, karnabahar, brokoli, kavun, çilek, incir, kırmızı ve yeşil biber gibi besinlerle birlikte alınmasında fayda vardır. Bunun yanında kafein içeren içecekler ise demirin emilmesini engellemektedir.
*”C” vitamininin yanında “E” vitamininin de antioksidan olarak beynin etkin ve verimli kullanılmasına büyük katkıları vardır.
*Bitkisel yağlar, yerfıstığı, ayçekirdeği ve buğday E vitamini açısından zengin besinlerdir.
*Beyin kan şekerini doğrudan kullanır. Kan şekerimizi düşürmememiz gerekir. Bunun için serbest radikal giderici antioksidan, hücre yenileyici özellikteki taze sebze ve meyve vazgeçilmez gıdamız olmalıdır. Çayın özellikle yeşil çayın tüketilmesi beyin sağlığı için yararlıdır.
*Beyin için gerekli vitamin, mineral, oligo elementleri çokça sağlayan bal, ceviz, fındık, çörek otu, badem beynin daha sağlıklı çalışmasına yardım edecektir.

KRM Gelişim