Ay: <span>Aralık 2020</span>

Affedebilmek..

       

 

Yaşadığımız bazı olaylar bizde izler bırakır. O olaya ilişkin yoğun duygularımız, üstünden zaman geçmiş olsa da, bizi etkilemeye devam edebilirler. Biz de bu olumsuz duygulara yol açan olayları ve buna neden olan insanları kolayca unutamayız. Haksızca, yanlış biçimde olduğunu düşündüğümüz, bize yapılan şeyler, bunu yapan kişilere karşı yoğun bir öfkeye dönüşür. Öfke bazen geçicidir. İki insan arasındaki anlaşmazlık, kırgınlık, çatışma, her neyse yaşanan, bazen çözülür, uzlaşılır ve unutup yolumuza devam ederiz. Ama çözülememiş, uzlaşılamamış, sindirilememiş ise öfke devam eder. Hesap kapanmamıştır. Zaman içinde bu öfke kaybolmaz ve nefret, kin gibi duygulara dönüşürler. Öfke aslında normal ve sağlıklı bir duygulanım durumudur. Ama nefrete dönüştüğünde, hatta daha da ileri aşamada bir kine dönüştüğünde, artık sağlıklı bir duygu olmaktan çıkmış ve adeta bizi ruhsal olarak zehirleyen bir hal almış olur. Bir ruhsal yük olarak sırtımızda taşımaya devam ederiz.

 

Bu yük, eklenen diğer açık kalmış hesaplarla birlikte gittikçe ağırlaşan bir hal alır. Sırtımızda taşıdığımız kocaman bir çuval hayal edin ve bu çuvala her seferinde bazen elma büyüklüğünde, bazen karpuz büyüklüğünde irili ufaklı taşları doldurup yürümeye devam etmeye çalıştığımızı.! Gittikçe zorlaşacaktır ilerlemek. Bu yükün varlığımızın bir parçasına dönüşmesine izin verdiğimizde, ruhumuz huzurunu kaybetmiş ve hastalanmış olur artık. Kronik bir hastalık gibi. Belki bazen rahatlatıcı çözümler bulsak da, bizi terk etmeyen ve mutlu bir hayat yolculuğundan bizi alıkoyan bir engeldir bu.

 

Bu yükten kurtulma şansınız olsaydı, bunu yapar mıydınız? Eminim çoğumuz “evet” deriz buna. Ama duygularımızın yoğunluğu, bıraktığı derin izler bunu yapmamıza engel olmaya çalışırlar. Biz de onları besleyecek biçimde bakmaya devam ederiz hayata ve insanlara. Kin duymaya bağımlı hale gelir, hatta bunu bazen intikam arzusuna bile dönüştürebiliriz belki. Sonunda elimize geçen ne olacak, neyi başarmış ve kendimiz için yararı olacak ne yapmış olacağız.? Çoğunlukla bunun akılcı bir yanıtı yoktur. Duygularımızın esiri olmuş, mutlu, huzurlu olabileceğimiz bir hayatı, birkaç insanın bize yaptıklarının açtığı çukura gömmekten, yok etmekten başka bir sonuç elde edememişizdir. İçimizi öfkeyle dolduran, başkalarının bize yaptığı şeylerin bedelini, kendimizi cezalandırarak ödemekteyiz aslında. Onların çoktan unutmuş ve umurlarında bile olmayacak ama bizim için hala canlı tutmaya devam ettiğimiz bu olumsuz duygular gittikçe bizim de mutsuz, gergin, kızgın biri olmamıza yol açıyorlar. Hayattan zevk almamızı, doyum sağlamamızı zorlaştırıyorlar.

 

Peki ne yapmalı o halde? Unutmalı mı her şeyi, olmamış gibi mi yaşamalı? Kızgınlıkla dolu olduğumuz insanları bir çırpıda af mı etmeliyiz? Hayır, olması gereken unutmak, olmamış gibi yaşamak değildir elbet, hatta insanları gerçekten affetmek de değil.! Ne o zaman? Niçin ve nasıl başa çıkabiliriz bu duygularla? Yaşananlar geçmiştedir. Biz geçmişle geleceği bağlayan şu anı yaşıyoruz. Geçmişe dönemeyeceğiz, geleceğe gidişimizi de durduramayız. Geçmişte yaşananlar yaşandığı zamanda hesabı görülmüş ve kapatılabilmiş olsaydı, sırtımızda bu yükü taşımak zorunda kalmazdık. Yani hoşlanmadığımız bir duruma, davranışa veya söze sıcağı sıcağına, baskılamadan, ertelemeden tepkimizi verebilmiş, tavrımızı açıkça belirtmiş olsaydık hesabı kapatmış ve yola özgürce devam etmiş olacaktık. Bunu yapamamış olduğumuz zamana geri dönme şansımız olmasa da, en azından şu andan itibaren açık hesap bırakmamaya gayret edebilir, sırtımızdaki çuvala yeni ağırlıklar eklememiş oluruz. Peki çuvaldakiler ne olacak, onları nasıl bırakacağız?

 

Bir karar vermelisiniz. Geçmişte yaşananlarla ilgili duyduğunuz öfke bununla ilgili olan insanlarla ilişkinizi çekilmez hale getiriyorsa, ya onlara bu duygularınızı ve nedenlerini bir şekilde (konuşarak veya yazarak) iletmelisiniz ve o kişiyle sınırlarınızı yeniden belirlediğiniz ilişkinizi, geçmişte olanları geçmişte bırakarak olgunlukla yürütmeye çalışmalısınız, ya da onunla ilişkinizi sürdüremeyecekseniz hayatınızdan çıkarabilmelisiniz. Arada kaldıkça huzurdan uzaklaştığınızı bilmelisiniz. Ya geçmişten bağımsız bir ilişki kurarak yola devam etmeli ya da ilişkinizi sonlandırmalısınız. Seçim sizin. Ama şunu da hesaba katmalısınız, kızgınlıklarınız salt o kişiyle aranızda olanlar nedeniyle değil, sizin de algılarınız, yargılarınız, anlayışınız veya hatalı bakış açılarınızdan kaynaklanıyor olabilir. Kendinize karşı dürüst olup, yapabildiğiniz oranda tarafsız olmaya çalışarak yaşananlara baktığınızda, öz eleştiri yapabildiğinizde ve karşınızdakiyle empati kurmaya çalıştığınızda ancak daha doğru düşünebilecek ve doğru adımları atabileceksiniz.

 

Bu yazıda anlatmaya çalıştığım anlamda bir insanı affetmek, onun size yaptığı şeyi mazur görmeniz anlamına gelmez. Bunun sizin için halen yanlış ve kabul edilemez olduğunu düşünebilirsiniz. Ama siz o insan için değil zaten, asıl kendiniz için affedebilmelisiniz. Sizi ruhsal olarak adeta zehirleyen bu olumsuz duygulardan kurtulmak için, sizi yavaşlatan ve hayattan bezdiren sırtınızdaki bu ağır yükten kurtulmak için affedebilmelisiniz. Bu bağlamda affetmek, onu suçsuz, hatasız gördüğünüz anlamına gelmiyor, tersine buna rağmen yaşananları olgunlukla geride bırakabildiğiniz anlamına gelmektedir. Bu, size yanlışlar yapan birine bir ayrıcalık tanımak veya taviz vermek demek değildir. Yaptığı yanlışı görüp, tepki ve tavrını gösterip, gerekirse ilişkiye yeni sınır ve kurallar koyarak, ona yeniden bir şans vermeniz, hatalarını fark edip düzeltmeye çalışacağı bir fırsat vermek anlamında olacaktır.

 

Hayatı, dünyayı ve insanları hatalarıyla, kusurlarıyla birlikte kabul etmek ve sevmek. Bu gerçekle uyumlu olarak, beklentilerinizi de daha gerçekçi hale getirmek, sizin de başkaları için hatalı, kusurlu yanlarınız olduğunu, onları öfkelendirecek şeyler yapıyor olabileceğinizi bilmek. Yoksa sadece kendi, istek, ihtiyaç ve beklentilerimizi ilişkilerimizin merkezine koyarsak, hiç kimseye karşı kızgınlık yaşamadan ilişkilerimizi sürdürmek mümkün olamayacak ve onların da bize karşı kızgınlık duymalarına neden olacağımızı unutmamalıyız. İnsanlar gerçekten kötü de olabilir, size isteyerek zarar veriyor da olabilir, o zaman da yapılacak şey buna izin vermemek, hayatınızdan çıkarmak ve onu arkanızda bırakarak yola devam etmektir sadece. Ama kötü de olsa herkese en azından ikinci bir fırsatı verdiğimizden de emin olmalıyız tabi. Yoksa her hatasında insanları hayatımızdan çıkartsaydık, yanımızda hiç kimse kalmazdı belki de.!

 

Her yeni güne olumsuz duygularımızı sıfırlayarak başlayabilmek ütopik bir düşünce gibi görünse de, bu başarılamaz değildir. Kendinize, başkalarına, hayata yeniden bir şans vermek hiç de zor değil aslında. Her sabah uyandığınızda bunu bir kez düşünmeli, dün olanı dünde bırakmayı kendinize telkin etmeli, yeni günü kirletecek geçmişe ait olumsuz duyguların esaretinden kendinizi kurtarmak için motive olmaya çalışmalısınız. Bu size başlarda zor gelebilir belki. Çünkü zihnimizin işleyişinin de bazı koşullanmaları mevcut ve bunları kırmak değiştirmek biraz zamana ihtiyaç gösteriyor. Ancak bu isterseniz yapabileceğiniz bir değişim olacaktır.

 

Ben size bunları tavsiye ederken, kendi hayatımda ne yaptığımı sorarsanız. Evet, bu bazen zorlu olabilen yollardan geçtiğimi düşünüyorum ve artık her sabah yeniden olumlu bir yaklaşım ve beklenti ile hayatıma ve hayatımdaki insanlara bakabiliyorum. Bu onların yaptıklarını ne olursa olsun kabul edeceğim veya hoş göreceğim anlamına gelmiyor. Gereken tepkiyi gereken yerde vermekten de geri durmuyorum, ama olumsuz duyguları büyük ölçüde taşımıyorum artık. Sırtımdaki, taşlarla dolu çuvalımı çoktan boşalttım ve artık doldurmuyorum, daha özgür, daha umutlu ve huzurla yoluma devam edebiliyorum. Biriktirmiyorum, yüzleşiyorum, hesaplaşıyorum ve uyuyup yeniden uyandığımda, hayata yeniden başlamanın, beni yolumdan alıkoyacak gereksiz duygu ve düşüncelerden arınmış ve istek ve amaçlarıma odaklanabilecek olmanın mutluluğu ile yaşam enerjim artmış olarak tertemiz, umut dolu yeni bir güne başlayabiliyorum. Darısı yapamayanların başına diyelim.

 

Zaten koca evrendeki şu küçücük güneş sistemimizin döngüsü de bize bu mesajı vermiyor mu? Gece ve gündüz döngüsü; usanıp bıkmadan süren bir yeniden başlama fırsatı. Güneşin her doğuşuyla yeniden başlayan gün bize “hadi sen de dünü ardında bırak ve yeniden başla.!” diyor bıkmadan. Artık bunu anımsayın her sabah ve geçmişi affedin, hayata yer açın.!

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz