Bir Aile Danışma Vaka İncelemesi

Bir Aile Danışma Vaka İncelemesi

                                                                                                   Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

GİRİŞ

 

         Bu vaka inceleme raporunda, erkek çocuklarının bazı sorunları olduğunu öne sürerek psikoloğa başvuran bir aile incelenmiştir. İlk önce, anne bu başvuruyu yapmış, psikoloğun önerisiyle diğer aile üyelerinin de katıldığı bir aile terapisi süreci başlatılmıştır. (Yazarın notu: Gizlilik ilkesi gereğince, aile üyelerinin isimleri, zaman ve yer vb. bilgiler gizli tutulmaktadır).

Aile Üyelerinin Kimlik Bilgileri

         Anne : 42 yaşında, çalışmıyor, ev hanımı. Lise mezunu. Bir meslek veya işe sahip değil.

         Baba : 45 yaşında. Lise mezunu. Serbest ticaretle uğraşıyor; demir alım satımı yaptığı işyeri var.

         Erkek çocuk : 17 yaşında. Üniversite’de ……….. fakültesinde I. sınıf öğrencisi.

         Kız çocuk : 21 yaşında. Üniversite’de ……….. fakültesinde IV. sınıf öğrencisi.

         Babaanne : 63 yaşında. İlkokul mezunu. Çalışmıyor. Aileyle birlikte yaşıyor.

Ailenin Yapısı

        Bu ailenin oluşmasını sağlayan evliliğin gerçekleşmesi geleneksel tarzda olmuştur; eşler birbirlerini evlenmeden önce tanımamaktadırlar. Dolayısıyla geleneksel temele dayalı olan aile yapısı ataerkil özelliklerle yapılanmıştır. Bir çekirdek aile izlenimi vermekle birlikte geniş aileden ayrışamadığı da görülmektedir. Babaanne eşinin ölümünden bu yana uzunca bir süredir aileyle birlikte yaşamaktadır. Bu durum ailede yadırganmamaktadır ve çekirdek aile ile geniş aile sınırlarının ayrışamamasına, belirsizliğine yol açmaktadır.

         Baba aile içinde otorite olma, kararları alma, kendi kurallarını uygulama çabasında görülmektedir. Bu çabanın gerisinde babaannenin oğlunu tipik ataerkil aile babası rolüne yönlendirerek aslında bilinçli ya da bilinçsizce kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir tutum içinde olduğu düşünülmektedir. Aslında bu haliyle ailenin yapısı görünüşte ataerkil özellikler taşıyan, fakat gizli anaerkil özelliklere sahiptir. Bu anaerkil yapı, kendini ataerkil mitlerin arkasına saklayarak, bunu malzeme olarak kullanarak hakimiyetini sağlamaktadır. Baba hem kendinden beklenen bu rolü gerçekleştirmeye, hem de aslında yönelmek istediği daha demokratik ilişkilerin kurulabildiği bir aile yapısı içindeki rolü gerçekleştirmeye çalışmakta ve bu ikilem onun davranış ve tutumlarında etkili olmaktadır.

         Babaanne oğlunun üzerinden aile üstündeki hakimiyetini sürdürmek istemektedir. Gelini ile açık bir rekabet ve çatışma içindedir. Aslında, eşinin bir zamanlar kendisi ve çocukları üzerindeki baskıcı tutumunu, şimdi oğlunun da gelini ve torunlarına karşı göstermesini beklemektedir. Oğluna çocuklar üzerinde bir otorite ve hakimiyet kurması konusunda istek ve beklentilerde bulunmakta, bunu yeterince yapamadığı yönünde onu eleştirmektedir.

       Anne de geleneksel yapı içindeki rolünü yerine getirmeye çalışmakla birlikte, o da babaanne ile geçimsizlik yaşamakta fakat bunu onun kadar dışarı vurmamaktadır. Ancak evde işlerine sürekli karışılması ve eleştirilmesi onu rahatsız etmektedir. Çocuklarına karşı babaya göre daha hoşgörülüdür, ancak babaya karşıt bir tutum içinde de olamamakta ve dengeleyici bir rol üstlenmiştir.

         Kız çocuk, aile yapısı içinde yer almakla birlikte bağımsız davranabilmekte, kendi kararlarını alabilmektedir. Aile sistemi içinde uzlaştırıcı bir role sahiptir. Üyelerle belirgin bir çatışması yoktur. Bunda, öğrenimi boyunca başarılı bir öğrenci olmasının önemli bir payı vardır. Aile içinde yaşanan sorunlar karşısında, özellikle kardeşi ile ilgili sorunlarda belirgin bir taraf olma tutumu gözlenmemekte, sürekli belli bir üyeyi karşısına almadığı, diğer üyelerinde onun tutumunu karşıt olarak algılamadığı görülmektedir.

        Erkek çocuk, içinde bulunduğu gelişimsel dönem itibariyle, bağımsız olmak isteyen, bireysel kimliğini oluşturma çabası içinde ailenin geleneksel beklentilerine cevap veremeyen bir konumdadır. Aile düzenine uyumsuz, aileye göre sorumsuz ve aşırı asi davranışlar içindedir. Yaşam tarzı ailesi tarafından bir tehlike unsuru olarak algılanmakta, geleceğinden endişe duyulmaktadır. Özellikle ergenlik dönemi başlangıcından bu yana okul başarıları gittikçe düşmüş, üniversiteyi kazanmasına rağmen bu aile için tatmin edici olmamış ve halen de derslerindeki başarısızlığı ve ilgisizliği devam etmektedir. Babası ve babaannesi ile yoğun bir çatışma içindedir. Annesiyle de zaman zaman çatışma yaşamakla birlikte ona karşı ve karşılıklı olarak olumlu ve koruyucu bir tutumu vardır. Ablasının kendisini anladığını ve yanında olduğunu düşünmekte ve onu bir dayanak olarak algılamaktadır.

      Ailenin yapısına sistemler açısından bakıldığında; sahip olduğu aile sisteminin geleneksel geniş aile üst sisteminden gelen ve çekirdek aile sistemi karakteri göstermekte zorlanan özellikte olduğu görülmektedir. Aile sistemi kendi içinde tam bütünlüğe sahip değildir ve bu nedenle işlevlerini de tam olarak yerine getirmemektedir. Aile sisteminin yeterli bütünlüğe sahip olmaması onun akraba, arkadaşlar gibi dış sistemlerle ve kendi alt sistemleri ile ilişkisinde de tutarsızlıklara yol açmaktadır.

             Bu aile sisteminin alt sistemlerinden anne-baba alt sistemi en etkin olduğu görünen sistemdir. İşlevini yerine getiriyor ve kendi içinde tutarlı görünmesine rağmen bu zorlama bir tutarlılıktır ve kendi içinde çatışmalar yaşamaktadır. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, babaannenin de anne-baba alt sistemine dahil olmasıdır. Bu, anne-baba alt sisteminin diğer alt sistemler (eşler alt sistemi, kardeşler alt sistemi) ile ilişkisine de zarar vermektedir.

         Anne-baba sistemi oluşmaya başladığından bu yana eşler karı-koca rollerini ikinci plana atmış ve anne baba rolleri öne çıkmıştır. Böylece eşler alt sistemi işlevini yerine getirememektedir. Babaannenin aile sistemine ve anne-baba alt sistemine dahil olmasından sonra bu işlevsizlik daha da belirginleşmiştir. Çünkü eşlerin geleneksel ataerkil aile babası ve annesi rollerini öne çıkarmaları yolunda babaanne yoluyla üst sistemin basıncı söz konusu olmaya başlamıştır. Eşler ve özellikle baba dikkatini oğlunun üzerine yoğunlaştırmış, çocuklara yönelen ilginin ve anne baba rollerinin öne çıkmasıyla birbirlerini ihmal etmektedirler. Eşler arasındaki duygusal ve sosyal paylaşımlar yok denecek kadar en az düzeylere inmiş, artık birlikte ev dışında bir şeyler yapmadıkları, aile ve çocukların sorunları dışında pek fazla konuşmadıkları da anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında anne-baba alt sistemi eşler alt sistemine göre daha işlevsel bir durumdadır.

         Kardeşler alt sistemine bakıldığında işlevselliği en üst boyutta olan sistem olarak görülmektedir. İki kardeş arasında diğer üyelerle olmadığı biçimde bir iletişim olduğu, birbirlerini anlayabildikleri, destek oldukları ve paylaşımlarının daha yoğun olduğu anlaşılmaktadır. Bu alt sistem iyi işlemekle birlikte, sistemi oluşturan her iki kardeşin de dahil oldukları arkadaş, okul gibi diğer sistemlerle de ilişkileri vardır. Abla bu sistemin bir parçası olmakla birlikte aynı zamanda bazen anne-baba alt sisteminde de yer almaktadır.

         Aile sisteminin dengesine baktığımızda; erkek çocuğun ergenlik dönemine gelene kadar aile sistemi dengeliliğini belli oranda korumuştur. Ancak bu dönem geldiğinde, var olan dengenin değişip yeniden oluşturulması gerektiğinde bu sağlanamamıştır. Erkek çocuk bu döneme ilişkin olarak yeni davranış ve tutumlara sahip olmaya, farklı özelliklerini sınamaya başladığında, kişiliğiyle ilgili farklı yeni özellikler sergilediğinde aile ve özellikle baba bu yeni özellikleri, değişimleri kabullenici esnek bir yaklaşım gösterememiş ve onun yeni çevresi, arkadaşlarının yer aldığı diğer sistemlerle ilişkiler kuramamıştır. Yani ortaya çıkan bu yeni koşullarda, aile yeni bir denge oluşturmamıştır ve böylece işlevlerini de önceki gibi yürütememeye başlamışlardır.

Ailede İlişkiler

         Ailenin ilişki türüne baktığımızda, zaman zaman tamamlayıcı (komplemanter) ilişkinin söz konusu olduğu; baba otoriter, anne boyun eğici davranmakta, zaman zaman da simetrik ilişkinin söz konusu olduğu; hem anne hem babanın aynı özellikleri gösterdiği “paralel ilişki” yaşandığı görülmektedir. Aile üyeleri arasında iletişim sorunları yaşanmaktadır. Özellikle baba ile erkek çocuk arasında olumlu bir iletişim kurulamamaktadır. Babaanne ile anne ve çocuklar arasında da etkili bir iletişimden söz edilemez. En olumlu ve etkili iletişimin iki kardeş arasında kurulabildiği gözlenmektedir.

         Babaannenin anne ile ilişkisine bakıldığında bu ilişki daha çok bir yarışma ve çekişme biçimindedir. Aile içinde hakimiyet sağlamak istemektedirler ve bu konuda babaanne anneye göre daha avantajlı durumdadır, çünkü babayı kendi istek, beklenti ve görüşleri yönünde etkilemektedir. Çocuklarla da iyi bir ilişki içinde olmayı arzu etmekte ancak bunu kendi yaklaşımında esnek olamaması, değişimleri anlayıp kabul edememesi ve onlarla yeterli iletişimi olmaması nedeniyle başaramamaktadır. Yine de ablayla, erkek çocuğa oranla zaman zaman olumlu ilişkiler kurabildiği de görülmektedir. Ancak bu daha çok ablanın esnek davranabilmesi ve babaanneyi anlamaya ve kabul etmeye yönelik tutumundan kaynaklanan bir durumdur.

        Baba ile annenin ilişkilerine baktığımızda aralarında belirgin ciddi sorunlar görülmemektedir, ancak birbirleriyle paylaşımları en az düzeye inmiş, eş rollerini bir kenara itmiş görünmektedirler. Aslında her ikisi de bunun farkında olup değiştirmeye, birbirlerine zaman ayırmaya isteklidirler ancak bu konuda bir çaba da göstermemektedirler. Erkek çocuklarının sorunları olduğunu düşünmeleri ve buna çözüm arayışları içinde anne ve babanın bir koalisyon içinde oldukları görülmektedir.

         İki kardeş arasında da bir koalisyon söz konusudur. Bu koalisyon erkek çocuğun aile sistemi içindeki tek koalisyonudur. Anneyle de bir koalisyon içinde olmak isteme ve girişimlerine karşılık bu tam anlamıyla olamamaktadır. Çünkü anne, onun davranışlarını sorun olarak algılayan ve değişmesini bekleyen, karşıt bir koalisyonda (baba ile) da yer almaktadır. İki kardeş arasında iletişimlerinin iyi ve yeterli olmasından dolayı ilişkileri de oldukça olumlu yönde gelişmektedir. Ablanın derslerinde başarılı olması, anne ve baba tarafından da onaylanması ve belirgin biçimde ablaya daha hoşgörülü davranılmasına karşın, erkek çocuk ablasına karşı düşmanca duygular geliştirmemiş ve ilişkileri bozulmamıştır. Bu bir çelişki gibi görünmekte, ancak erkek çocuğun aile içinde anlaşılma, onaylanma, duygusal destek ihtiyaçlarını ablasıyla ilişkisinde karşılayabilmesi, onu bir dayanak ve aile ile ilişkisinde bir köprü olarak görmesinin bu durumu açıklayabileceği düşünülmektedir.

         Erkek çocuk ablası dışında tüm aile üyeleriyle belli bir çatışma içindedir. Bunu en yoğun olarak babayla yaşamakta ve ona kızgındır. Anne ile ise, annenin dengeleyici rol oynamasından dolayı zaman zaman çatışmakta, zaman zaman da ona daha olumlu bir yaklaşım ve biraz koruyucu bir tutum içindedir. Bunun nedeni babası ve annesiyle olan çatışmalarından aslında babaanneyi sorumlu görmesidir. Babaannenin babayı doldurduğundan ve anneye de fazla müdahale edici, eleştirici bir tavır takındığından yakınmaktadır. Aslında babaya da yakın olma isteği vardır ancak bu süreç içersinde onunla iletişim kurabileceğine, onun kendisini anlayabileceğine inanmamaktadır. Bu çatışmalarının çözümünü de bir süre sonra dolduracağı onsekiz yaşının kendine sağlayacağını düşündüğü özgür olabilme, bağımsız davranma haklarını elde ederek evden ayrılmakta görmektedir. Okula ve derslerine karşı yeterince ilgi duyamamakta, ilgi ve enerjisini bazı arkadaşlarıyla birlikte yaptığı bir müzik grubu çalışmalarına yöneltmiştir. Derslerinde başarılı olmayı sadece baba ve annesinin istediği bir şey olarak görmekte kendine ait bir sorumluluk olarak benimseyememektedir. Müzik onun kendi isteğiyle bağımsız olarak yöneldiği bir alandır ve böyle olmakla onun bireyselleşme ihtiyacına doyum sağlamaktadır ve bu alanda yetenekli olduğunu da düşünmekte ve aslında başarısını da kanıtlama ihtiyacı söz konusudur.

           Anne aile sistemi içinde anne olmakla ilgili rolünü yerine getirmektedir. Aile üyeleriyle ilişkilerinde duygu ve tepkilerini en az dışa vuran kişidir. Kızıyla en yakın ve olumlu bir ilişki içindedir. Babaanne ile çatışmalar yaşamakta, ancak eşi ile ilişkilerinin bozulacağı endişesiyle bu problemleri babaanne kadar gündeme getirmemektedir. Eşi ile anne baba koalisyonu dışındaki eş olarak tatmin edici bir ilişki içinde değildir. Ancak bu konuda bir yakınma veya eşiyle tartışmaya da girmemektedir. Erkek çocuğuna karşı babayla aynı tarafta yer almakla birlikte, aynı zamanda onu kollayıcı, koruyucu davrandığı da olmaktadır. Aslında burada anne ve erkek çocuğun babaanneye karşı gizli bir koalisyon içinde olmalarının da etkisi vardır. Anne tüm bu çatışmalar, tatminsizlikler ve bunları çoğunlukla içe atmasından dolayı gerilim içinde ve yılgındır. Kendine ve ilgilerine zaman ayırmamaktadır. Aile sistemi dışında diğer bir takım sistemlerle (arkadaş çevresi gibi) de belirgin ilişkisi olmamakta, kendi anne babası ile de çok nadir olarak görüşmektedir. Yaşadığı bu sorunlarla ilgili de yeterince farkındalık ve çözüm arayışı içinde de olmadığı gözlenmektedir.

         Baba  aile üyeleriyle kurduğu ilişkide geleneksel aile yapısının gerektirdiği baba rolünün baskın olmasıyla birlikte, daha demokratik bir yaklaşım içinde de olma isteği ve çabası göstermekte ancak bunda başarılı olamamaktadır. Eşiyle eş ilişkisiyle ilgili rolünü ihmal ettiğinin farkındadır ancak bunu uygulamaya dökememektedir. Annesiyle eşi ve çocukları arasında da dengeleyici bir rol üstlenmekte, ancak bu konuda da tarafları tatmin edici bir tutumu olamamaktadır. Kızına karşı fazlaca bir hoşgörü ve güven duymakla beraber, oğluna aynı hoşgörü, esneklik ve güveni gösterememektedir. Bu aslında geleneksel yaklaşımla çelişen bir durumdur. Ancak kızının daha sorumlu ve uyumlu davranması ve özellikle derslerinde başarılı olması bunda etkilidir. Oğlundan aşırı okul başarısı, aşırı sorumluluk ve itatatkar tutum beklentileri içindedir. Ergenlik dönemine ilişkin yeni kişisel özellikler ve değişimleri, yoğun bireyselleşme ihtiyaçlarını kabul edememekte ve esneklik gösterememektedir. Onun davranışları ve tutumlarına aşırı tepkiler vermekte, güven duymamakta ve yaşantısını, ilgilerini ve arkadaşlarını tehlike olarak algılamaktadır. Oğluyla saldırı-savunma biçiminde bir ilişki içindedir. Bu konuya aşırı eğilmesi aile sistemi içindeki diğer işlevsizlikleri görmesini de engellemektedir. Bu eğilim ve tutumları büyük olasılıkla kendi ergenlik dönemi ve o dönemde ailesinin tutumları ve beklentileri ile yakından ilişkilidir.

         İncelenen ailenin özelliklerine bakıldığında; ailede açık ve güven duyan bir kişiler arası ilişki olmadığı, bu ilişkinin olumsuz ve güvensiz olduğu; bireyselleşme konusunda özerk olamadıkları, yeterli düzeyde açık ve anlaşılır bir iletişimin kurulamadığı; bulanık bir iletişim olduğu, gücün dengesiz dağıldığı, baba ve babaannenin daha güçlü bir konumda olduğu, esnek olamayan katı bir denetim olduğu vb. özellikleri nedeniyle bu ailenin belli bir psiko-patoloji göstermemekle birlikte “sağlıksız aile” yapısında olduğu düşünülmektedir.

Aileye Tedavi Yaklaşımı

         Aile erkek çocukları ile ilgili bazı sorunlar yaşadıklarını öne sürerek terapiste başvurmuşlardı. Bu başvuru önce anne tarafından yapılmış, yakınmaları dinlendikten sonra, terapist tarafından bu sorunun çözümünde aile üyelerinin birlikte katılımının daha yararlı olacağı önerilerek, anne ile bu konuda görüş birliği sağlanmıştı. Böylece başlayan aile terapisi sürecine ailenin diğer üyeleri de katılım göstermişlerdi.

         Terapist ilk görüşmede her üyenin sorun hakkındaki algı ve yorumlarını, soruna bakışlarını öğrenmek istedi. Her üyeye söz hakkı tanıdı ve onları tarafsız bir tutumla dinlemeye ve anlamaya özen gösterdi. Baba sorunun oğlundan kaynaklandığını düşünmekte ve onunla ilgili yakınmalarda bulunmaktaydı. Erkek çocuk ise kendisinin sorunlu olduğu düşüncesine karşı çıkmakta ve babasının katı, aşırı denetleyici, kuralcı tutumundan yakınmakta ve sürekli savunmacı bir tavır göstermekteydi. Terapi sürecine katılmakta da çok istekli olmadığı belliydi. Anne de babayla ortak yakınmalara katılıyor fakat baba kadar suçlayıcı ve yargılayıcı tavır göstermiyordu. Abla sorunlar olduğuna katılıyor fakat sorunlardan sorumlu olması konusunda direk olarak kimseyi suçlamıyor, daha esnek ve ortada bir tavır içindeydi. Babaanne babaya katılmakla birlikte anneyi de suçlayıcı eleştirilerde bulunmaktaydı.

     Bu süreçte baba terapistten, bir yetişkin olarak kendi yanında bir tutum göstermesi, anne baba alt sistemiyle terapistin bir koalisyon içine gireceği beklentisi-sözel olarak böyle bir bildirim de bulunmasa da- taşımakta, erkek çocuk da yine terapistin bir yetişkin olarak, kendi davranışlarını onaylamayan anne babasıyla ortak bir yaklaşımda olacağı inancı ve benzer beklentisiyle terapi sürecine arkasını dönmeye ve direnç göstermeye hazırdı. Ancak terapist böyle bir tavır göstermemekteydi. Bu onların beklentilerine uymasa ve belki biraz şaşırtsa da kimse terapistin kendisini karşısına aldığı duygusu yaşamamaktaydı. Bunda terapistin tarafsız ve herkesi anlamaya çalışmaya yönelik tavrı etkili olmaktaydı.

       Terapistin bu süreçte diğer önemli girişimi de herkesin bir diğerini anlamaya yönelik, empatik düşünebilmelerini sağlayacak pencereler açmasıydı. Her üye karşısındaki ile ilgili, onun duygu ve düşüncelerini ve buna etki eden faktörleri anlamaya yönelik farkındalıklar yaşamaya başlamaktaydı. Erkek çocuk bu sorunlu ilişki yanında babasının kendisi ile ilgili kaygı duymasını, geleceği ile ilgili aslında mutlu ve başarılı biri olması yönünde istekleri olduğu, babasının kendisi ile ilgilenen biri olmaya çalıştığı gibi gözden kaçırdığı yanları da görmeye yönelmekteydi. Baba da kendi ergenlik dönemini hatırlaması istendiğinde, oğluyla empati kurabilme konusunda küçük adımlarla da olsa yol almaya başlamıştı. Aslında neyin kendisini bu kadar korkuttuğu irdelendiğinde çok somut ve akılcı yanıtlar üretememekle birlikte, aslında oğluyla yeterli iletişiminin olmamasının da kaygısının kaynaklarını net ve mantıklı tanımlayamamasına neden olduğunu kavramaya başlamıştı. Babaannenin de kendi eşi ve çocuklarıyla ilgili aile yaşantılarını anımsamaya yönlendirilmesi ile oğlu ve gelininde görmek istediği anne ve baba rollerini neden istediği konusunda kendisiyle yüzleşmesi hedeflenmekteydi.

     Ailede herkes farklı ihtiyaçlara sahipti ve diğerlerinin davranışlarını değiştirmeye ya da etkilemeye yönelik tutumları bu ihtiyaçlarının karşılanması, bir doyum aracı olarak kullanılmaktaydı. Terapist herkesin bu ihtiyaçlarını ve tutumlarının bununla bağlantılarını keşfetmelerini, bu anlamda bir içgörü kazanmalarını hedeflemekteydi. Aile üyeleri bu yönde gelişme göstermekteydiler. Bu aşamada ailede farklı sorunlar ortaya çıkmakta; annenin babayla bir eş olarak ilişkisinde iletişimsizlik ve doyumsuzluk yaşandığı, babaannenin anneyle çatışma içinde olduğu ve genel olarak ailenin ilişki ağında bir takım bozulma ve sorunlar yaşandığı ortaya çıkmaktaydı. Görmeye başlamışlardı ki ailede tek sorun erkek çocukla ilgili değildi. Terapist bunu daha başvuru aşamasında öngörmüş, bu nedenle aile görüşmesi önermişti, ama asıl önemli olan bunu ailenin de görebilmesiydi ve şimdi de bu sağlanmaktaydı.

         Bu süreçte sağlanan bir önemli gelişme de baştan erkek çocuk üzerinde odaklaşmış olan sorun tanımlamasının değişmesi, aile üyelerinin bu yaşananların ailenin ortak sorunu olduğunu anlamaya başlamaları ve bunu kabullenmeleri ve buna yönelik düşünmeye başlamaları olmuştur. Bu aynı zamanda karşılıklı suçlayıcı yargılayıcı tavırların da azalmasına olanak sağlamıştır. Terapistin hedeflediği ve başardığı bir diğer önemli konu da ailenin her üyesinin bu süreçte kendini anlaşılmış hissetmesi olmuştur. Bu, üyelerin süreçten doyum sağlayabilmekle birlikte, değişime yönelik dirençlerinin azalmasında da önemli bir rol oynamıştır.

      Aile üyelerinin sorunları daha esnek biçimde ve empatik algılayabilmeleri, yeni farkındalıklar kazanmaları ve artık sorunların çözümüne yönelik değişimlere hazır hale gelmeleri sağlanmış ve terapötik süreç daha işlevsel hale gelmiştir. Bu aşamadan sonra terapist hedeflenen değişimlere yönelik girişimlerde bulunmaktadır. Annenin ailedeki bu dinamikten kendini sıkışmış hissettiği anlaşılmış, onun dikkatini sorun odağından dışarı çıkarmak ve kişisel doyum ve boşalımlar sağlayacağı, bireyselleşmesine katkıda bulunabilecek bazı etkinlikler araştırılmaya başlanmış; bunun bir resim kursunda bir hobi grubuna katılmak olabileceği konusunda kendisi ve diğer aile üyeleriyle de görüş birliğine varılarak birlikte planlanmıştır. Bu arada annenin bu etkinliği gerçekleştirirken, evdeki bazı işlerle özellikle yemek yapmakta babaannenin bir katkısı olabileceği konusunda da aile görüş birliğine varmış; böylece babaannenin de aile içinde kendini bir işlevi olan, daha değerli hissetmesine ve bir işbirliği duygusu yaşamasına olanak tanınmıştır.

      Eşler arasındaki ihmal edilmiş eş rollerinin yeniden işler hale gelmesi amacıyla; baba ve annenin ev dışında birlikte birtakım etkinlikler yapması, yemeğe çıkmak, sinema ya da müzik dinlemek veya eğlenmek amacıyla başbaşa bir yerlere gitmek konusunda planlar yapılmaya çalışılmış. Her ikisi de ve diğer aile üyeleri de buna karşı çıkmamış özellikle çocuklar olumlu görüş belirtmişlerdir. Babanın işinin ve çalışma saatlerinin yoğun olması bunun gerçekleştirilmesine engel gibi görünmesine rağmen bu konuda istekli oldukları ve çaba gösterdikleri gözlenmiştir.

         Baba ile erkek çocuk arasındaki iletişimin sağlanması ve olumlu ilişki kurmalarına yönelik olarak da yapmaktan hoşlandıkları etkinlikler araştırılmış ve her ikisinin de hoşlandığı bir futbol maçına birlikte gitmeleri konusunda terapist öneride bulunmuş. Bu süreçte eskiden birçok kez bunu birlikte yaptıkları ve bundan çok zevk aldıklarını, terapistin bunla ilgili sorularıyla hatırlamaları bu öneriye sıcak bakmalarında etkili olmuştur. Erkek çocuğu babasıyla birlikte birşeyler yapmak fikri biraz tedirgin etmekle birlikte, gözlenen çok önemli bir gelişme, bu etkinliğin planlandığı süreçte hem baba hem de çocuğun birbirlerine kızgın tavırlar göstermemesi, daha dostça bir tavır takınmalarıydı. Sonuçta birlikte gidecekleri futbol maçı belirlenmiş, biletleri almayı erkek çocuk üstlenmiş ve diğer üyeler de bu fikri desteklemektedirler.

          Terapist bu aile terapisinde eklektik yaklaşım izlemiş, aileye ve dinamiğine genel olarak analitik bir perspektifle bakmakla birlikte, kullandığı davranışsal teknikler de yerinde ve etkilidir.

       Bu terapötik yaklaşımlar sonucunda ailede olumlu yönde değişimler sağlanmaya başlamıştır. Özellikle erkek çocuk eve geç geleceği veya bir arkadaşında kalacağı durumlarda haber verme, nerede olduğu ve ne yaptığı konusunda en azından haber verme konularında hataları olduğunu kabul ederek sorumlu davranmaya başlamıştır. Baba da artık katı davranmamak, oğlunu anlamaya çalışmak ve güven duymak konularında olumlu gelişmeler göstermeye başlamışlardır. Ailenin diğer üyeleri de daha olumlu tutumlar içine girmeye başlamışlar ve aile sisteminin işlevlerine yönelik bozukluklar düzelme yoluna girmiştir.

         Bu aile terapisinde amaçlanmış olan değişimin henüz tamamen gerçekleşmemiş olsa da önemli oranda bunu sağlayabilme yolunda olduğu görülmektedir. Ailenin bu yeni yapılandırma müdahaleleriyle oluşan dinamikte birbirleriyle ilişki ve etkileşimlerinin bu olumlu yönde devam etmesiyle, yeni bir denge oluşturabileceği, bozuk yapı ve işlevlerini düzenleyebileceği, ilişkilerin daha nitelikli bir hale geleceği ve her geçen gün sağlıklı bir aile olma yolunda hızla ilerleyecekleri düşünülmektedir. Terapist bu değişim sürecinde kendine düşen aşamayı etkili ve yeterli biçimde gerçekleştirmiş, bundan sonrasını ise ailenin tamamlaması gerekmektedir.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Yorum Yaz