Kategori: Psikoloji-Bilgi

Sınav Kaygısı

 picture-45

Neden Sınav Kaygısı Yaşanır?

Bu durum öğrencinin kişilik yapısı, akademik durumu, sosyal durumu, aile hayatı ve geçmiş yaşantıları gibi birçok durumla bağlantılıdır ancak belli başlı sınav kaygısına neden olan faktörler aşağıda belirtilmiştir.

– Sınavla ilgili olumsuz düşünceler: Zihnimizden geçen düşünceler duygularımızın ortaya çıkmasındaki nedenlerdir. Kaygı duygusuna neden olan durum ise konuyla ilintili olumsuz düşüncelerdir. Dolayısıyla sınava dair her türlü olumsuz düşünce kişide kaygı duygusunu fitillemektedir denilebilir. “Sınav çok zor olacak”, “sınav esnasında heyecanlanıp sınavı terk edeceğim” “sınav sonrası hayatım mahvolacak” vb. gibi olumsuz düşünceler kişinin üzerinde yoğun bir kaygı oluşturma potansiyeli taşıyan örneklerdir.

– Ailenin ya da çevrenin beklenti ve baskıları: Ailenin ve çevrenin öğrenci üzerindeki etkileri sınav kaygısının önemli nedenlerindendir. Özellikle ailenin baskı ve beklentileri öğrenci üzerinde oldukça büyük bir stres faktörü olarak kendini gösterir. Kimi ailelerde bu baskı ve beklenti: “Sınavı kazanmazsan başkalarının yüzünü nasıl bakarız.”, “Başarısız olursan tüm emeklerimizi boşa çıkartırsın” “Sen sınavı kazan diye her türlü fedakârlığı yapıyoruz.” şeklinde sözlü olarak ifade edilir. Bu durum öğrenci üzerinde son derece derin etkiler bırakır ve sınavda başarısız olduğu takdirde ailesinden ve çevreden gelecek tepkiyi göz önünde bulundurarak son derece yoğun bir sınav kaygısı yaşar.

Buna ek olarak, birçok duygu gibi kaygı da bulaşıcı bir özellik taşır, eğer aile bireyleri öğrencinin sınavda başarısız olması kaygısını kendileri yaşıyorsa bu kaygıyı farkında olmadan öğrenciye de yükleyebilir. Bu yükleme kimi zaman bir söz, kimi zaman bir bakış, kimi zaman da bir davranış olarak bilinçdışı bir şekilde yansır. Bu durum da ister istemez öğrenci de bir kaygı oluşturur.

– Başarısız olma ve değerlendirme kaygısı: Diğer insanların kendileri hakkındaki düşüncelerini fazlasıyla önemseyen dış odaklı kişiler için sınavda başarılı olmak bir performans ölçütü olmak yerine kişiliğin başkalarına ispatına dönüşebilir. Başkaları tarafından eleştirilmek, yargılanmak, küçümsenmek ya da suçlanmak bu tarz insanlar için baş etmesi son derece zor bir durumdur. Bu tarz bakış açısına sahip öğrenciler için de sınavdan alınacak düşük puan ya da not, başkaları tarafından olumsuz değerlendirilecekleri anlamı taşır. Bu durum da doğal olarak kaygı arttıran bir etken olarak öğrencinin hayatını olumsuz etkiler.

– Başarısızlıkların abartılıp, başarıların küçümsenmesi: Kişilik yapısına bağlı olarak bazı öğrenciler kendilerine yönelik oldukça haksız eleştirilerde bulunurlar. Sergiledikleri başarı örneklerini görmek yerine, deyim yerindeyse cımbızla başarısızlıklarını arar ve bulurlar. Örneğin deneme sınavlarında aldıkları iyi puanları bir gelişme olarak kabul etmezler ya da herhangi bir konu testinde çıkan yanlış sayısını aşırı genelleyip gerçek sınavlarda da benzer yanlışlar yapacakları düşüncesine kapılarak panik duygusu yaşarlar. Bu tür bir bakış açısı kişide sınav kaygısını tetiklediği gibi mevcut kaygının şiddetini arttırır.

– Başarının sürekli başkalarıyla karşılaştırılması: Kişi eğer kendi seviyesini arttırmak yerine sürekli olarak başkasının performansı ile karşılaştırma ve ona göre şekil alma eğilimindeyse bir süre sonra bu durumun onda yoğun bir endişe duygusu ortaya çıkartması beklenen bir tablodur. Çünkü karşılaştırmanın hiçbir zaman sonu gelmeyecek ve bir süre sonra kişiye zarar veren bir hırsa dönüşecektir. Yaşanılan yoğun hırsın ve diğerlerinden geride kalma endişesinin zamanla kişide sınav kaygısı olarak kendini gösterme ihtimali yüksektir.

– Mükemmeliyetçi ve aşırı kontrolcü kişilik yapısı: Bu tür kişilik yapısı içerisinde olan bireyler için yaşam oldukça zordur, çünkü hiçbir zaman mükemmeli yakalamak mümkün olmadığı gibi bu tutum ve davranışın bir süre sonra kişiyi her yönden tüketen bir durum alma ihtimali yüksektir. Bu kişilik yapısı içerisine olan kişiler genelde mükemmelliği kendi yaşantılarında da gerçekleştirme eğilimindedirler, hata yapma lüksleri olmadıklarını düşündükleri gibi kendileri karşı oldukça acımasız bir tutum sergileyebilirler. Sınava hazırlanma ile ilgili mükemmeliyetçi tutum ve davranış bir süre sonra kişide yoğun sınav kaygısı olarak kendini gösterebilir.

– Zamanı iyi kullanamama: Özellikle ÖSYS ve SBS sınavlarına hazırlanan öğrenciler okul, dershane ve ev üçgeninde oldukça yoğun bir tempoda bir süreç geçirmektedirler. Bu yoğunluk planlama ve programlama olmadan bir süre sonra içinden çıkılmaz bir hal alarak kişide dağılma, yetişememe, uykusuzluk ve tükenmişlik gibi duyguları ortaya çıkarabilir. Bu duyguların bir süre sonra kişide sınava yönelik kaygı olarak ortaya çıkma ihtimali yüksektir.

– Verimsiz çalışma alışkanlıkları: Sınav kaygısı çoğunlukla çalışıldığı halde konulara hâkim olamama ve sınava yeteri kadar hazır olmama düşüncesinin ürünü olarak ortaya çıkar. Bu çalışıldığı halde hazır olamama durumunun birincil nedeni verimsiz çalışma alışkanlıklarıdır. Öğrencilerin ders çalışma yöntemlerini bilmemeleri, ders çalıştıklarını zannedip aslında çalışmıyor olmaları öğrenilen bilgilerin hep eksik kalmasına neden olan bir durumdur. Sınav tarihi yaklaştıkça öğrenci birikmiş olan konu eksiklerini fark eder. Öğrencinin bu gerçekle yüzleşmesi sınav öğrencide yoğun bir sınavda başarısız olma kaygısını doğurur.

– Görev ve sorumlulukları ertelemek: Öğrencilerin yaptığı hatalardan biri de sınava yönelik çalışmaları her defasında erteleyip son ana bırakarak yoğun bir sıkışmışlık ve birikmiş konular arasında kaybolmuşluk duyguları yaşamaktır. Bu duygular sınav anı yaklaştıkça kişi de yoğun bir kaygı olarak kendini gösterir.

ders stresi

Sınav Kaygısının Üstesinden Gelmek İçin Öğrencilere Öneriler

– Düşünce ve İnançlarınızı sorgulayın: Olumlu düşüncelerin olumlu duyguları beraberin de getirdiği gibi tam tersi olumsuz düşünceler de kişide olumsuz duygulara yol açar. Aşırı kaygıyı da olumsuz bir duygu olarak ele alırsak bu duygunun arka planında büyük oranda yanlış olumsuz düşünceler mevcuttur. “Eğer sınavı geçemezsem hayatım mahvolur”, “Eğer sınavda başarısız olursam herkes benle dalga geçer”, “Aptalın tekiyim benden bir halt olmaz” ya da “Bu sınavda kesin başarısız olacağım” gibi doğruluk payı hemen hemen hiç olmayan düşünceler öğrencilerin zihninden sık sık geçer ve öğrencide aşırı kaygıya neden olur. Bu durumda öğrencinin yapması gereken etkili yöntem zihninden geçen bu düşünceleri tespit edip bu düşüncelerin ne kadar sağlıklı ya da gerçekçi olduğu hakkında derinlemesine düşünmektir. Büyük oranda öğrenci sınava, çevreye ve kendi durumuna yönelik geçerliliği olmayan anlam yüklediğini fark edecektir. Bu tablo karşısında öğrencinin faydasına olan tutum olumsuz düşünceleri daha olumlu hale getirmek olacaktır. Örneğin “Bu sınavda başarılı olamayacağım” yerine “Bu sınavda başarılı olmak için elimden geleni yapacağım” ya da “Bu sınav hayatta başarılı olmanın tek yolu” yerine “Bu sınav hayatta başarıya giden yollardan sadece bir tanesi” gibi olaya farklı bir bakış açısı getiren düşünceleri kendisine hatırlatması etkili olacaktır. Ayrıca kişi bu durum karşısında bir kar zarar analizi yaptığında aslında önlem olarak aldığı bu tarz yanlış düşüncelerin kendisine fayda sağlamaktan çok zarar verdiğini fark edecektir.

– Vücudunuzu gevşetmeyi öğrenin: Kaygı, stres, korku, öfke gibi olumsuz duygulara maruz kalındığında doğal olarak vücutta bir gerginlik oluşur, oluşan bu gerginlik hissedilen olumsuz duyguyu daha da arttırdığı gibi içinde bulunulan durumdan çıkmayı engelleyi bir rol alabilir. Olumsuz duyguların neden olduğu bu döngüyü kırmak için en etkili yöntemlerden biri de vücudu sistematik bir şekilde gevşetmektir. Belli bir teknik dâhilîlinde yapılan gevşeme kişi de büyük bir rahatlık ve ferahlık duygusunu beraberinde getirir. Dolayısıyla düzenli egzersiz yapmak ve vücudu gevşetme tekniklerini öğrenmek hem sınava hazırlık döneminde hem de sınav anında yaşanılan kaygıyı azaltmak için son derece etkili yöntemlerdir.

– Diyafram nefesi almayı öğrenin: Doğru nefes alabilmek hem fiziksel hem de ruhsal sağlık için kilit bir önem taşır. Yaşanılan olumsuz duygu durumlarında insanların fizyolojik ve ruhsal dengeleri bozulur, insan için hayati önem taşıyan nefes almak da böyle durumlarda normalden farklı çalışır. Kişiler daha çok ritmik olmayan bir şekilde hızlı hızlı göğüsten nefes almaya başlar ve her nefes alışlarında omuzları ve göğüsleri hareket eder. Bu yanlış bir nefes alma şekli olduğu gibi mevcut olumsuz duyguyu arttıran bir nitelik taşır. Oysa alınan doğru nefes vücudu tekrar dengeye sokar ve kişide büyük bir rahatlama ve gevşeme duygusunu beraberinde getirir. Doğru nefes vücudun diyaframından ritmik bir şekilde alınan nefestir. Doğru nefesin nasıl alındığını daha net açıklamak gerekirse; sol elimizi göğsümüzün üst kısmına, sağ elimizi de göbek deliğimizin üstüne koyduktan sonra nefes aldığımızda sağ elimiz daha çok oynuyorsa doğru nefes ya da diyafram nefesi alıyoruz anlamı taşır, sol elimiz daha çok kalkıp iniyorsa yanlış nefes alıyoruz demektir. Diyafram nefesi her insanın doğuştan getirdiği ancak sonrasında zamanla unuttuğu en doğal nefes alma şeklidir, bu açıdan bakıldığında en iyi diyafram nefesini bebeklerin aldığı söylenebilir. Uyuyan bir bebeği izlediğinizde son derece ritmik bir şekilde karın bölgesi şişer ve iner. Dolayısıyla zamanla unuttuğumuz ve ilk başlarda almakta zorlanacağımız diyafram nefesini sık sık pratik yaparak hatırlamak bir müddet sonra kişi de kalıcı bir hal alır ve kişi fark etmeden doğru nefesi hayatına taşır. Bu bilgilerden yola çakarak sınav sürecinde ve esnasında diyafram nefesi alarak vücudumuzu gevşetmek kaygıyı azaltan etkili yöntemlerden biridir. Özellikle sınav anında aşırı kaygı yaşandığında sınava bir dakika ara verip sadece diyafram nefesi almak ve o süre zarfı içerisinde yalnızca nefese odaklanmak oldukça etkili bir tekniktir.

– Planlı ve programlı hareket edin: Plansız ve programsız olmak her işte olduğu gibi sınavlara hazırlık sürecinde de öğrencileri olumsuz etkileyen bir sorun teşkil eder. Hangi konunun ne zaman ve ne kadar süreyle çalışılacağını belirlemek ve bu duruma mümkün olduğunca uygun davranmak hazırlık sürecini daha sistematik hale getirdiği gibi öğrencinin kendinden daha emin hareket etmesine olanak sağlar. Tam tersi plansız ve programsız hareket edildiğinde konular birikir ve öğrenci için içinden çıkılmaz bir hal oluşturabilir, bu durum da doğal olarak öğrenci üzerinde ekstra bir kaygı ve stresi beraberinde getirir.

– Uykunuza ve beslenmenize dikkat edin: Özellikle üniversiteye giriş ve Lise’ye hazırlık sürecinde öğrencilerin yaptığı en büyük hatalardan biri de kendilerini zihinsel ve fiziksel olarak aşırı yıpratmalarıdır. Dershane, okul, etütler ve bireysel çalışmalara ekstra harcanan zihinsel ve fiziksel enerji kişide dinlenme ve sağlıklı beslenme ihtiyacını arttırıcı bir etki yaratır. Eğer bu ihtiyaçlar öğrenci tarafından giderilmezse bir süre sonra zihin ve beden yorgun düşer. Yorgun bir zihin ve beden kaygıyla baş etmenin önünde bir engel teşkil ettiği gibi mevcut kaygıyı arttırıcı bir nitelik taşır. Dolayısıyla öğrencinin uykusuna özen göstermesi, yatış ve kalkış saatlerini mümkün olduğunca düzenli tutması, doğal besinlerden günlük protein, mineral ve vitamin ihtiyaçlarını karşılaması kaygıyla baş etmede oldukça önemli bir rol taşır.

– Baltanızı bilemeyi unutmayın: Lise, Üniversite gibi önemli sınav dönemlerinde öğrenciler daha önce kendilerine keyif veren bir takım aktivitelerden kendilerini soyutlama ve sadece sınava şartlanma eğilimi içerisinde olurlar. Kimi zaman bu durum öğretmenleri ve aileleri tarafından da desteklenir. Ancak unutulmaması gereken konu insanın hangi dönemde olursa olsun ara sıra gevşemeye, nefes almaya ve hoşuna giden aktivitelere zaman ayırmaya ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç kısıtlanır ve tatmin edilemezse bir süre sonra kişinin performansı düşer ve stres, kaygı, öfke gibi olumsuz duygulara davetiye çıkartır.

Bu konuyla ilgili baltayı bilemek hikâyesi oldukça çarpıcıdır:

Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar

Sonuçta ikinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş Birinci adam öfkelenmiş,
– “Bu nasıl olabilir! Ben daha çok çalıştım Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim Ama sen daha fazla ağaç kestin Bu işin sırrı ne?” diye sormuş.
İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş
– “Ortada bir sır yok Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir.” diye cevap vermiş

Dolayısıyla yoğun sınav kaygısı yaşayan öğrencilerin kaygıyı azaltmaya yönelik yapacakları en etkili yöntemlerden biri de baltalarını bilemek olmalıdır. Baltayı bilemek; daha önce sevilen bir aktivitenin yapılması, rahatlamak ve stres atmak için doğa yürüyüşlerini çıkmak, arada keyif veren bir film izlemek, arkadaşlarla buluşup sohbet etmek, sevilen birinin konserine gitmek şeklinde olabilir. Aşırıya kaçmadan bu şekilde davranarak öğrenci yoğun tempoda az da olsa nefes alma imkanı bularak rahatladığı gibi mevcut kaygısını azaltabilir. Bazı kaygısı yüksek öğrencileri bu tür etkinliklere zaman ayırdıklarında yoğun bir suçluluk duyarlar, o zaman aralığında kaç tane soru çözeceklerini düşünüp pişmanlık yaşarlar. Dolayısıyla yaşanılan andan hiçbir şekilde keyif almazlar. Öğrencinin bu bakış açısını değiştirmesi, yapılan aktivitenin bir ihtiyaç dahilinde kendisini dinlendirmek ve rahatlamak için yapıldığını, bu sayede daha dinlenmiş ve motive bir şekilde çalışmalarına devam edebileceğini kendisine hatırlatması oldukça önem arz eder. Aksi takdirde eskiden keyif aldığı şeylerden keyif almadığı gibi bir yanılgıya düşübilir ve kendisini büsbütün sınava adayarak aşırı yıpratabilir.

– Kendi başınıza halledemiyorsanız bir uzmandan destek alın: Kimi zaman yaşanılan problemler kişinin kendi çabasıyla ve çevresinin desteğiyle çözülemeyecek bir nitelik taşıyabilir. Sınav kaygısını yoğun yaşayan kişilerin de zaman zaman tarafsız bir göz tarafından ele alınması ve çeşitli profesyonel teknik ve tavsiyelerle desteklenmesi gerekebilir. Dolayısıyla kendi başınıza sınav kaygısının üstesinden gelemediğinizi düşünüyorsanız, sonucu riske atmak yerine profesyonel bir uzmandan sınav süreci boyunca destek almak oldukça mantıklı bir yaklaşımdır. Burada öğrencilerin ve anne-babalarının yaptığı yanlış davranışlardan biri de sınav kaygısına yönelik dışarıdan desteği sürekli ertelemek ya da kaygının kendiliğinde geçmesini beklemektir. Bu ihmalkar davranış sonrasında öğrenci ve ailesi genelde sınava çok kısa bir süre kala panik bir halde destek almak için bir uzmanın kapısını çalarlar. Ancak kaygı sürece yayılarak çok boyutlu olarak çalışılması gereken bir duygudur, dolayısıyla sınava çok az kala uzman kişi öğrenciye pratik öneriler vermekten öte pek fazla yardımcı olamaz. Bu durumda öğrencilerin ve anne babaların yapması gereken sınavdan çok önce böyle bir uzman desteğine başvurmaktır, aksi takdirde yardım alınmadan geçen süreç öğrencinin performansını son derece olumsuz etkilediği gibi kendisini çokça yıpratmasına neden olur.

Anne Babalara Öneriler
Her ne kadar sınav kaygısı sınava hazırlık sürecinde ortaya çıkan bir sorun olarak görülse de sınava hazırlanan öğrencinin kişilik yapısı ile doğrudan ilintilidir. Dolayısıyla aşırı kaygılı olma durumu çocukluk yıllarında oluşmaya başlar ve zamanla etkisini gösterir. Bu durum üzerinde otoriter ebevenytutumu , sıkı disiplin uygulamaları, mükemmel çocuk beklentisi, çocuğun başkalarıyla karşılaştırılması, notla tehdit etme ve cezanlandırma gibi olumsuz tutum ve davranışların etkisi büyüktür. Bu bilgilerden yola çıkarak yaşanılan aşırı kaygı üzerinde geçmişten beri süregelen veya halen tekrarlanan yanlış ebeveyn tutumlarının payının oldukça yüksek olduğu söylenebilir. Bu durumda sınav kaygısı yaşayan öğrencilerin anne babalarına oldukça önemli bir rol düşmektedir. Onların kaygılarını anlayışla karşılayarak çözüme yönelik onlara destek olmak öğrencilerin yükünü hafifledir. Anne babaların bu durumdaki çocuklarına nasıl davranacağı aşağıda maddeler halinde listelenmiştir. • Çocuğunuzu tanıyın ve ondan yapabileceğinden fazlasını beklemeyin.
• Olumsuz eleştirilerden ve etiketlemelerden kaçının.
(Örneğin, “Tembelsin”, “Böyle giderse hiçbir şey sahibi olamayacaksın”)

  • Onu arkadaşları ve başka kişilerle kıyaslamayın.
    • Reddedici ve onu küçük düşüren davranışlardan kaçının.
    • Anne ve baba olarak ona tutarlı davranın.
    • Çocuğunuzla kaygıları hakkında konuşun. Kaygılarını tanımasını sağlayın.
    • Sınavla ilgili kendi kaygılarınıza göz atın, bazen fark etmeden ondan daha çok kaygılı olup bunu ona yansıtıyor olabilirsiniz.
    • Onunla konuşurken göz teması kurun.
    • Gereğinden fazla fedakârlık yapmayın, misafir çağırmama, işten ayrılma vs.
    • Onu konuşmasını bitirene kadar dinleyin.
    • Kişiliğini eleştirmeyin.
    • Çocuğunuza sınavın akademik bilgiyi ölçmek için yapıldığını, onun kişiliğini ölçen bir değerlendirme aracığı olmadığını vurgulayın. Kazanmak kadar kaybetmenin de yaşamın doğal bir parçası olduğunu hatırlatın.
    • Çocuğunuzun olumsuz yanlarının yanında olumlu yanlarını da görün.
    • Çocuğunuza eğlenmesi için de fırsatlar yaratın. Çalışma planında yapmaktan zevk alacağı etkinlikler için zaman yaratmasına yardımcı olun.
    • Ve en önemlisi çocuğunuzu her koşulda sevdiğinizi belli edin.

KRM GELİŞİM

Paranoya

Paranoid bozukluk da bir psikoz (akıl hastalığı) türüdür. Şİzofreniye göre daha ender görülmektedir. Paranoid bozukluk daha çok kuşkucu hezeyanların (delusion) olduğu ve bunun sanrı (halüsinasyon) düzeyine varmasıyla karakterize bir bozukluktur. Hastalığın oluşumunda çocukluk döneminde başlayarak gelişen kişilik yapısındaki bozulmalar olduğu ve yine kalıtımsal ve psikososyal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Hastalık hezeyanlarının temelinde başkalarından (veya belli birilerinden) kötülük görme ve bunla birlikte büyüklük, üstünlük gibi gerçek dışı inanışlar vardır. Bunlarla birlikte aldatılma, zarar görme, aşk, kıskançlık, özel görev, keşif, icat, hak iddiası ve bunun gibi hezeyanlar ve sanrılar görülebilmektedir. Bu hezeyanlar çoğunlukla değişmez ve kalıcı olarak görülmektedir. Kişiye gerçekler konusunda kanıtlar göstermek ve ikna etmeye çalışmak işe yaramaz. Çoğunlukla hasta olduğunu kabul etmez bir tedaviyi şiddetle reddeder. Hatta tedavi başlasa bile hekime veya terapiste güvenmez ve zarar göreceği ile ilgili yeni hezeyanlar geliştirebilir. Bu bakımlardan tedavisi güçtür. İlaç tedavisinden ve kısmen farklı psikoterapi yollarından yarar görebilirler.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Şizofreni

Şizofreni (schizophrenia) bir akıl hastalığı (psikoz) türüdür. Psikotik bozukluklar içinde en sık görülenidir. Kalıtımsal ve psikososyal faktörlerin birlikte (etkileşimi) bir etkisi ile şizofreninin ortaya çıktığı düşünülmektedir. Gerçeği değerlendirme yeteneğinin ileri derecede bozulduğu ciddi ruhsal bozukluklardan birisidir. Şizofreni genellikle ilk gençlik döneminde (15-25 yaş) başlar. Bazen belirtileri belirgin olabilir, bazen de sinsice ilerleyebilir. Bir tür ruhsal bölünme, parçalanma ile karakterizedir. Genel olarak belirtileri şunlardır: Düşünce biçimi, akışı ve içeriğinde ve çağrışımlarda bozulma, duygulanımda ani ve hızlı değişimler, iniş çıkışlar, uyku bozuklukları, nedensiz korkular, içe kapanma, sosyal ilişkilerin azalması, uyumsuzluk, başarının düşmesi, görev ve sorumlulukların yapılamaması gibi belirtilere gerçek dışı düşünce ve inanışlar (hezeyanlar), halüsinasyonlar (görsel ve işitsel), yanılsamalar (illüzyonlar), anlamsız sözcükler türetme, laf salatası biçiminde konuşma, bazen tepkisizlik, donma (katatonik), basmakalıp tekrarlayan hareketler (stereotypic), güdüsel (impulsive) davranışlar, bazen taşkınlık (manic) ve saldırganlıklar vb. gibi daha ciddi belirtiler eklenir. Şizofreni hastalığının çeşitli alt türleri vardır ve klinik izleme ve gözlem sonucu ayırıcı tanılara ulaşılır. Şizofreni tedavisi güç ve çok uzun sürebilen bir hastalıktır. Tedavisinde öncelikle ilaç ve ECT (Electro Convulsive Therapy) olmak üzere çeşitli psikoterapilerin ve psikososyal destek ve rehabilitasyon programlarının ve aile ve çevre ile ilgili psikolojik  danışmanlık desteklerinin verilmesi yararlıdır.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Manik-Depresif Bozukluk

Bipolar (iki uçlu) duygulanım bozukluğu olarak da isimlendirdiğimiz bu bozukluk; depresyon ve mani ataklarının ardı ardına görüldüğü bir hastalıktır. Depresyon döneminde bilinen depresyon belirtileri tabloya hakimdir. Manik dönemde ise kısaca; aşırı hareketlilik, aşırı konuşma ve taşkın davranışlar, duygusal aşırılıklar (sevinç, neşe ve öfkede taşkınlıklar), aşırı bir mutlu ve enerjik olma hali, çağrışımlarda artış ve düşünce uçuşması, cinsel dürtü ve saldırganlık dürtülerinde artma, megalomanik davranış ve sabuklamalar, bencillik, istemli dikkatte azalma, spontan dikkatte artma ve bunun gibi mani’ye özgü belirtiler görülür. Her bir atak (nöbet) dönemi bir kaç ay sürebilir ve ardından hasta normal kişilik özelliklerine geri döner. Bu döngü farklı sıklıklarda devam eder. Organik ve kalıtımsal faktörlerin hastalığın oluşumunda etkili olduğu düşünülmektedir. Ancak tedavide kişiye özgü altta yatan nedenler iyi anlaşılmalı ve tedavi buna göre yöneltilmelidir. İlaç tedavileri yanında uygun psikoterapiler yararlı olmaktadır.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Alkol ve Madde Bağımlılığı (Drug Dependence)

  Bu bağımlılık türü alkol, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan ruhsal bozukluklardandır. Alkol ve madde bağımlılığı merkezi sinir sistemini olumsuz yönde etkileyerek, davranış değişikliklerine ve aynı zamanda bedensel ve ruhsal sorunlara yol açar. Her alkol kullanan bağımlı değildir, ancak alkol almaya karşı sürekli fiziksel ve ruhsal olarak gereksinim duyan, gece ve gündüz farkı gözetmeksizin alkol tüketen, içme isteğine engel olamayan kişiler alkol bağımlılarıdır. Alkolizm de diyebileceğimiz bu bağımlılık, kronik bir davranış bozukluğudur. Alkol bağımlılığı gibi bazı uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri de tedavi amacı dışında ve sürekli kullanma gereksinimi göstererek alınması da madde bağımlılığı olarak tanımlanır. Bu maddeler genel olarak esrar, eroin, kokain, LSD gibi narkotik  türü uyuşturucular ve başta amfetamin türü olmak üzere çeşitli uyarıcılardır. Bu maddeleri kullanan kişilerde fiziksel ve ruhsal bağımlılık gelişir ve maddenin tutsağı haline gelirler. Alkol ve madde bağımlısı kişilerin zamanla bu maddelere töleransları yükseldiğinden, gitgide miktarı artırdıkları görülür. Azalttıklarında yada almadıklarında fiziksel ve ruhsal ciddi yoksunluk belirtileri gözlenir. Bunlar kısaca bilinç bulanıklığı, görme halüsinasyonları, oryantasyon / yönelim bozukluğu, korku, panik, bunaltı ve ayrıca terleme, çarpıntı, ateş, kan basıncının düşmesi, titreme, kusma ve benzeri belirtilerdir. Alkol ve madde bağımlılığın nedenleri kişilik yapısı (bozukluklar), önceden var olan ruhsal sorunlar, ailesel sorunlar, çevresel sorunlar ve farklı iç ve dış uyaranlar olabilir. Tedavisinde, gözlem altında bir süre yatarak ilaçlı tedavi ve rehabilitasyon ile kişinin bağımlılığına yol açan özgün nedenlerine yönelik psikoterapiler ve ek olarak homojen grup terapileri gerekli ve yararlıdır. Aile ve çevre ve yaşam koşullarının hastalık öncesine göre değiştirilmesi ve yeniden düzenlenebilmesi tekrarların önlenmesi bakımından önemlidir. Tedavide hastanın istek ve kararlılığı tedavi başarısında etkilidir.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Cinsel Bozukluklar (Psikojenik)

Psikolojik kökenli cinsel bozukluklar üç ana başlık altında toplanabilir. 1.si Cinsel Kimlik Bozuklukları’dır. Bu başlık altında Eşcinsellik (homosexuality), Karşıtcinsellik (transsexuality), Karşıtgiysicilik (transvestizm), pedofili, zoofili, necrofili gibi bozukluklar sayılabilir. 2.si Cinsel Obje Seçimi Bozuklukları’dır. Örneğin; Fetişizm, Exibisyonizm (teşhircilik), Voyerizm (röntgencilik), Cinsel Sadizm, Cinsel Mazoşizm ve bunun gibi cinsel sapkınlıklar bu grupta yer almaktadır. 3.sü de Cinsel İşlev Bozuklukları’dır. Bunlar da Cinsel İsteksizlik, Erken Boşalma (praecox ejeculation), Ereksiyon (sertleşme) sorunları, Vajinismus ve bunun gibi işlevsel bozukluklardır. Cinsel Bozukluklardan cinsel kimlik bozuklukları ancak kişinin kendi isteği ve çabası varsa ve bunu bir bozukluk olarak kabul ediyorsa tedavi denenebilir ve bir kısım hastada yararlı olabilir. Ama diğer iki gruptaki cinsel bozukluklar (cinsel obje seçimi bozuklukları ve cinsel işlev bozuklukları) psikoterapilerden oldukça yarar görebilen bozukluklardır. Bu problemlerde önemli olan, kişinin bu sorunlarını uzmanlarla paylaşmaktan çekinmemesi ve psikolojik kökenli bu cinsel bozukluklarda, özellikle cinsel işlev bozukluklarında terapinin etkili olduğuna, bu sorunları aşabileceğine inanmasıdır.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

 

Kişilik Bozuklukları

Kişilik bireyin diğer insanlarla iletişim ve etkileşiminde farklılaşmasına yol açan kendine özgü algılamaları, tepkileri, alışkanlıkları, tutumları ve davranışlarını içeren özellikler bütünüdür. Bu bütünlüğün bozulduğu, bireyin iç çatışmalarının onun davranış ve tutumlarına yansıdığı, böylece sosyal çevreye uyum gösteremediği durum genel olarak kişilik bozukluğu olarak tanımlanır. Bu bozukluğun temelleri ve gelişimi çocukluk ve ergenlik döneminde olur ve 20’li yaşlarda daha kalıcı olmaya başlar. Ortaya çıkması ile ilgili faktörler, organik bozukluklar (beyin), kalıtımsal bozukluklar, aile içi ilişkiler, gelişim dönemindeki takılmalar, sosyal yaşantılar olabilmektedir. Çeşitli kişilik bozukluğu türleri vardır; Antisosyal Kişilik Bozukluğu (psikopati, sosyopati), Narsisistik Kişilik Bozukluğu, Histerik Kişilik Bozukluğu, Sınırda Kişilik Bozukluğu (borderline), Pasif-Agresif Kişilik Bozukluğu, Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu, Bağımlı-Kaçınmacı Kişilik Bozukluğu, Paranoid Kişilik Bozukluğu, Şizoid Kişilik Bozukluğu. Kişilik bozuklukları tedaviye dirençli ve uzun tedavi gerektiren bozukluklardır. Hastanın, kendi kişilik bozukluğunun farkında olduğu ve tedaviye istekli olduğu durumlarda tedavide daha olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Çeşitli, hastanın durumuna uygun psikoterapi yöntemleri etkilidir.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Post-travmatik Stres Bozukluğu

Bu bozukluk stres bozukluğu grubunda yer alan ve aynı bedensel ve ruhsal belirtilerle kendini gösteren bir bozukluktur. Ortaya çıkış nedeni ve süreç açısından akut bir hastalık tablosu vardır. Bireyin yaşadığı çok ciddi bir olayın, yaşantının örneğin; deprem, yangın, kaza, dayak, işkence, tecavüz, silahlı çatışma, ciddi bir kayıp ve bunun gibi büyük bir tehlikeli yaşantı veya felaketin ardından ortaya çıkar. Olayın yaşanmasından birkaç saat veya en geç birkaç gün sonra belirtiler şiddetli biçimde ortaya çıkar ve bir müdahale olmadan da birkaç haftada kendiliğinden düzelme olabilir. Ancak uzun sürdüğünde daha ciddi ruhsal bozukluk tabloları, bilinç bozuklukları ortaya çıkabilir. Tedavisinde hastanın öncelikle yaşanan olayla ilişkili ortam ve şartlardan uzaklaştırılması, yeniden güven duygusunun sağlanması, yaşantıyla ilgili duygularını ifade etmesine olanak tanınması alınacak ilk önlemlerdir. Uzun sürmesi halinde de ortaya çıkan psikolojik bozukluk tablosuna uygun psikoterapi verilmesi gerekli ve yararlıdır.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Stres Bozukluğu

Stres (Zorlanım) bozukluğu bireyin dış veya iç zorlayıcı uyaranlar nedeniyle ruhsal dengesinin bozulduğu ve dengeyi yeniden kurmakta gösterdiği çabanın yetersiz kalması durumunda ortaya çıkan bir bozukluktur. Strese neden olan etkenler çok çeşitli olabilir; bireyin yaşamındaki önemli değişiklikler; kayıplar, tehlikeler, boşanma, çocuk sahibi olma, ev yada iş değişiklikleri, iş ortamındaki zorlayıcı değişimler, iletişim sorunları, sınavlar, aşırı sorumluluk ve görev yüklenimleri, fizyolojik değişimler ve bunun gibi birçok dış veya bu yaşam olayları karşısında bireyin bunları algılama, yorumlama biçimleri, kişilik özellikleri onun stres yaşamasında etkilidir. Stres bozukluğu; kaygı, sinirlilik, korku, durgunluk, ajitasyon, dikkat ve hafıza sorunları, konuşmada problemler, aşırı duyarlılık, uyku düzensizlikleri, iştahta bozulmalar (azalma veya artma), baş dönmesi, denge sorunları, diş gıcırdatma, sindirim sistemi bozulmaları ve bunun gibi belirtilerle kendini gösterir. Bunların uzun süre devam etmesi psikosomatik hastalıklara ve depresyon, anksiyete gibi psikolojik hastalıklara yol açabilir. Tedavisinde, strese yatkın kişilerde stres bozukluğu oluşmadan önce anti-stres terapileri ve bozukluk yaşandığı durumlarda stresle başa çıkma yöntemlerinin, gevşeme tekniklerinin öğretileceği destekleyici psikoterapiler oldukça etkili ve yararlı olmaktadır.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Hipokondriazis (Hastalık Hastalığı)

Hastalık hastalığı veya hastalık kuruntusu olarak isimlendirilen bu hastalık, kişinin bedensel sağlığına yönelik aşırı ilgisiyle karakterize olan ve çok hafif yada önemsiz bedensel belirtilerin fizyolojik veya organik bir temeli olmaksızın ciddi, ağır bir hastalığın belirtisi olduğuna inanarak sürekli endişe içinde olmasına sebep olan bir nevroz (hypochondriacal neurosis) türüdür. Bu tip hastalar basit bir başağrısının bir beyin tümörü ile yada bir yorgunluk, halsizlik hissinin kanserle ilişkili olduğu gibi ve buna benzer birçok sağlıklarıyla ilgili abartılı duyarlılık ve kuruntu içindedirler. Doktorların gerekli tahlillerin ardından hiçbir hastalıkları olmadığını söylemeleri onları tatmin etmez hatta doktora veya yakınlarına kendisine inanmadıkları için öfkelenirler. Hastalığın başlangıcında (ayırıcı tanı için incelemeler yapıldıktan sonra) hastaya problemlerinin ruhsal kaynaklı olduğu anlatılmalı ve hastalık kronikleşmeden uygun psikolojik tedaviye başlaması sağlanmalıdır. Bu bozukluk da tedavisi zor ve uzun sürebilen, tedaviye dirençli rahatsızlıklardandır. Hastaya uygun olan psikoterapi yöntemleri tedavide etkilidir.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz