Kategori: Psikoloji-Bilgi

Hipokondriazis (Hastalık Hastalığı)

Hastalık hastalığı veya hastalık kuruntusu olarak isimlendirilen bu hastalık, kişinin bedensel sağlığına yönelik aşırı ilgisiyle karakterize olan ve çok hafif yada önemsiz bedensel belirtilerin fizyolojik veya organik bir temeli olmaksızın ciddi, ağır bir hastalığın belirtisi olduğuna inanarak sürekli endişe içinde olmasına sebep olan bir nevroz (hypochondriacal neurosis) türüdür. Bu tip hastalar basit bir başağrısının bir beyin tümörü ile yada bir yorgunluk, halsizlik hissinin kanserle ilişkili olduğu gibi ve buna benzer birçok sağlıklarıyla ilgili abartılı duyarlılık ve kuruntu içindedirler. Doktorların gerekli tahlillerin ardından hiçbir hastalıkları olmadığını söylemeleri onları tatmin etmez hatta doktora veya yakınlarına kendisine inanmadıkları için öfkelenirler. Hastalığın başlangıcında (ayırıcı tanı için incelemeler yapıldıktan sonra) hastaya problemlerinin ruhsal kaynaklı olduğu anlatılmalı ve hastalık kronikleşmeden uygun psikolojik tedaviye başlaması sağlanmalıdır. Bu bozukluk da tedavisi zor ve uzun sürebilen, tedaviye dirençli rahatsızlıklardandır. Hastaya uygun olan psikoterapi yöntemleri tedavide etkilidir.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Fobiler (Fobik Bozukluk)

Fobik bozukluk da (phobic neurosis) bir nevrotik bozukluk türüdür. Aslında gerçek anlamda önemli bir tehlike arzetmeyen bazı nesne veya durumlardan mantığa uygun olmayan biçimde bir aşırı korkma olarak gözlemlenir. Örneğin karanlık, yükseklik, kapalı yer, sokağa çıkma, gemi, uçak vb. den aşırı korkma veya zararsız hayvan, nesne ve kişilerden aşırı korkma gibi sayısız korku türü geliştirilebilen bir bozukluktur. Bu korkular kişide aşırı bir kaçınma davranışına yol açar ve kaçınma davranışı onun günlük yaşamını ve işini aksatacak düzeyde ise bunu tedavi edilmesi gereken bir ruhsal bozukluk olarak değerlendirmelidir. Yine çeşitli psikoterapi teknikleri ile tedavisi olanaklı olan bir bozukluktur.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Obsesif-Kompulsif Bozukluk

Obsesif-kompulsif bozukluk (obsessive-compulsive neurosis) da nevrotik bozukluklar grubunda yer alan bir bozukluktur. Anlamsız, saçma, akıldışı ve saplantılı düşüncelerin (obsesyon) kişinin isteği ve kontrolü dışında, ısrarlı ve tekrarlayıcı biçimde zihninde yer alması ve bu saplantılı düşüncelere bağlı tutum ve davranışları (kompulsiyon) törensel ve sürekli yinelenen biçimde göstermesi şeklinde görülür. Hasta düşüncelerinin saçma ve akıldışı olduğunu kabul etmekte ancak bunların önüne geçememektedir. Temizlik, düzen, kuşku, hastalık, sayma vb. gibi farklı boyutları hastada yoğunluk kazanmış ve öne çıkmış olabilir. Tedaviye dirençli ciddi bir bozukluktur. Ancak uzun süreli bilişsel-davranışçı psikoterapiler ve analitik yönelimli psikoterapiler ile olumlu sonuçlar alınabilmektedir.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Panik Bozukluk (panik atak)

Panik bozukluk, panik nöbetleri (panik atak) ile seyreden bir anksiyete bozukluğu türüdür. Aniden ortaya çıkabilen ve anksiyeteye özgü psikofizyolojik belirtileri ile birlikte ölüm korkusunun yoğun olarak yaşandığı gerçekdışılık (derealizasyon) ve benliğinden kopma / kendine yabancılaşma (depersonalizasyon) duyumlarının eşlik ettiği ve kişinin kontrolünü kaybederek bazen bilinç kayıplarına kadar varabilen panik atakları (nöbetleri)  ile seyreder. Uygun ve yeterli psikoterapi yaklaşımıyla tedavi edilebilmektedir.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Anksiyete (kaygı bozukluğu)

Anksiyete (anxiety neurosis) nevrotik bozukluklar çatısı altında yer alan bir bozukluktur. Belirli bir nedene bağlı veya nedensiz de ortaya çıkabilen, çoğunlukla bedensel ve fizyolojik belirtilerle ve aynı zamanda ruhsal belirtilerle de görülen yaygın olarak rastlanan bir bozukluk türüdür. Bedensel ve fizyolojik belirtileri; solunum sıkışması, göğüste sıkışma ve bazen sancı, çarpıntı, eller ve ayaklarda karıncalanma ve uyuşmalar, sıcağa bağlı olmayan terleme, ağız kuruluğu, sık idrar yapma, bulantı, iştahsızlık, uyku problemleri, yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi vb. olabilir. Ruhsal olarak da; sürekli kötü bir şey olacakmış gibi bir tedirginlik hali, nesnel bir gerçeğe bağlı olmayan aşırı endişe, korku ve tehdit altında hissetme, bazen ölüm korkusu, dehşete kapılma, bunaltı, sıkıntı, karamsarlık gibi belirtilerle kendini gösterir ve çoğu kez bunlara bilinç bulanıklığı, dikkat ve hafıza ile ilgili bozulmalar eklenir. Tedavisinde psikoterapiler etkilidir.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Depresyon

Depresyon (ruhsal çöküntü) bir duygulanım bozukluğudur. En sık ve yaygın olarak görülen psikolojik bozukluk türüdür. Öyleki fiziksel hastalık olarak bir grip veya soğuk algınlığı gibi ruhsal hastalık olarak depresyon da her insanın yaşamının bir döneminde hafif veya ağır biçimde karşılaşabileceği bir sorundur. Depresyon kendisini ruhsal-davranışsal, zihinsel ve bedensel belirtilerle gösterir. Bu belirtiler genel olarak; üzüntü, çaresizlik, ümitsizlik, depresyondeğersizlik, isteksizlik, ilgi azalması, yaşamdan zevk / haz alamama, yaşamı anlamsız bulma (bu bazen intihar düşüncelerine varabilir), sosyal izolasyon / yalnızlaşma, kararsızlık, kendine güven ve kendine saygının azalması, iç sıkıntısı ve tedirginlik gibi ruhsal-davranışsal belirtiler olabilir. Zihinsel belirtiler olarak zihinsel işlevlerin bozulması; dikkat, konsantrasyon, hafıza ile ilgili problemler, kendini suçlama, başarısız bulma ve karamsarlık sıkça görülür. Bunların yanında uyku ve iştahta bozulmalar, cinsellikle ilgili sorunlar, yorgunluk, enerji azlığı, baş ve sırt ağrıları, mide-barsak sorunları gibi bedensel belirtiler görülebilir. Depresyonun oluşmasına neden olan faktörleri iki kategoride ele alırsak; birincisinde kişinin genetik yapısı, kişilik özellikleri, ailesinin özellikleri, eğitimsel ve sosyo-ekonomik düzeyi gibi yatkınlık oluşturan faktörler yer alır. İkincisinde ise psiko-sosyal stres faktörleri yer alır, örneğin; üzücü ve zorlayıcı yaşam olayları, kayıplar (manevi,maddi), hayal kırıklıkları, başarısızlıklar ve bunun gibi dış çevresel olaylar kişinin depresyona yakalanmasına çeşitli derecelerde neden olurlar. Yukarıda söz edilen belirtiler kişinin uyumunu, günlük yaşamını, işini bozucu ve engelleyici düzeyde ise ve süreklilik arz ediyorsa  (örneğin iki yada üç hafta süreyle aynı biçimde sürüyorsa) ve şiddetli yaşanıyorsa bu klinik depresyon (tedavi edilmesi gereken depresyon) olarak tanımlanmaktadır. Çok ağır hastalık ve belirti tablosu oluşturabilmekle beraber depresyon tedavi edilebilen ve tamamen iyileşebilen bir rahatsızlıktır. Psikoterapiler depresyon tedavisinde çok önemli bir yere sahiptir.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Psikoterapi nedir?

Kelime anlamıyla ‘ruhsal tedavi’ demek olan psikoterapi, insan ruhsal hastalık ve sorunlarının bir psikoterapist tarafından ilgili yöntem ve teknikleri kullanılarak tedavi edilmesidir. Psikoterapi, biyolojik tedaviden (ilaç tedavisi vb. gibi) farklı olarak terapistle hasta arasında bir zihinsel ve duygusal iletişim ve etkileşim modelidir. Ayrıca biyolojik tedavide hastalık belirtilerinin (semptomlarının) ortadan kaldırılması hedeflenirken, psikoterapide ise hastalığın nedenlerinin ortadan kaldırılması ve dolayısıyla belirtilerin de yok olması hedeflenir. Psikoterapi ruhsal hastalık ve sorunlarda, insanın ruhsal mekanizmasının işleyişini anlamak, analiz etmek, iyileştirmek, geliştirmek, değiştirmek, desteklemek vb. gibi işlevleri görmektedir. Psikoterapi insan yaşamının ilk dönemlerinden itibaren ilkel biçimde de olsa varlığını sürdürmüştür.

Sigmund Freud
Sigmund Freud (1856-1939)

 

17. yüzyıldan sonra bir tedavi yolu olarak gelişmeler göstermeye başlamıştır. Ancak psikoterapi bilimsel bir yöntem olarak (psikoanaliz) ilk kez Sigmund Freud tarafından (19. yüzyılın sonlarında) uygulanmaya başlanmıştır. Günümüze kadar da çok hızlı biçimde gelişerek ve birçok farklı psikoterapi ekolleri eklenerek gelmiş ve bugün ruhsal sorun ve hastalıkların tedavisinde en önemli, etkili ve yararlı tedavi yolu olarak varlığını sürdürmektedir. Psikoterapi kullanılan kuramsal yaklaşım, yöntem ve teknikler bakımından çeşitlilikler gösterir, farklı psikopatoloji ekolleri olduğu gibi farklı psikoterapi ekolleri vardır. Bunlardan başlıcaları; psiko-analiz ve psikoanalitik psikoterapiler, davranışçı psikoterapiler, bilişsel (cognitive) psikoterapiler ve varoluşçu psikoterapilerdir. Psikoterapist yakın olduğu ekole göre bir tedavi yaklaşımı uygular. Ancak günümüzde modern psikoterapi yaklaşımı psikoterapistin eklektik olmasını öngörmektedir. Yani psikoterapist yalnızca bir ekolün yaklaşım sınırları içinde kalmayıp diğer tüm tedavi ekollerini de göz önüne alarak onlardan kendine özgü bir psikoterapi yaklaşımı sentezleyerek çalışmalıdır. Ayrıca hastanın veya hastalığın durumuna bağlı olarak gerektiğinde farklı tedavi yaklaşımlarına ait yöntem ve teknikleri kullanmalı, bu açıdan esnek olabilmelidir. Psikoterapi ancak bu konuda uzmanlaşmış (akademik eğitim) ve yeterli deneyime sahip kişiler tarafından verilmeli, hastalar veya ruhsal sıkıntı ve sorunları olanlar, ilkel dönemlerde olduğu gibi halen insanların ruhsal sorunlarını istismar etmeye çalışan farklı kimliklerdeki şarlatan sözde terapistlerden yardım almaya çalışmamalı, yarar görebileceklerini umarken daha büyük zarar görebileceklerini unutmamalıdırlar.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Psikoloji Nedir?

Psikoloji, insan davranışlarını, onun biyolojik, psikolojik ve sosyal özelliklerini dikkate alarak inceleyen ve bu konudaki bilimsel araştırma ve çalışmalar yoluyla insanın ruhsal yapısı ve özelliklerine ilişkin bilimsel yasalar geliştiren ve aynı zamanda elde edilen bu bilgileri insan yararına kullanılması için uygulamalar yapan bir bilim dalıdır. Psikoloji biliminin temellerinin yaklaşık 2500 yıl öncesine dayanmasına karşın bir bilim dalı olarak kabul edilmesi 1879 yılında Wilhelm Wundt’un Almanya’da ilk

wilhelm wundt
Wilhelm Wundt (1832-1920)

psikoloji laboratuarını kurmasıyla olmuştur. Yaklaşık 140 yıllık bu süreçte psikoloji bilimi hızlı bir biçimde gelişerek bugünkü düzeyine ulaşmıştır. Psikoloji oldukça geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu anlamda yalnızca insan ruhsal sağlığı ve sorunları ile ilgili değil, insan yaşamının ve ilişkilerinin söz konusu olduğu; eğitim, iş yaşamı, spor, hukuk vb. birçok alanda araştırma ve uygulama yapmaktadır. Ayrıca psikoloji bilimi araştırma ve uygulama sürecinde nöroloji, psikiyatri, sosyoloji ve bunun gibi bir çok farklı alanla ortak çalışma, yararlanma, işbirliği yapma ilişkisi içindedir. Bir meslek olarak ele alındığında da psikologlar hem araştırmacı, hem de uygulayıcı olarak mesleki etkinliklerini sürdürebilirler. Çalışma ve uygulama alanlarının çeşitliliği psikologların da farklı alanlarda uzmanlaşmalarına ve bu uzmanlık alanıyla ilgili çalışmalarına olanak tanımaktadır. Örneğin en çok bilinen yanıyla psikologlar insan ruhsal sorun ve hastalıklarıyla ilgili olan klinik psikoloji ve danışma psikolojisi alanlarında uzmanlaşmış olabilirler yada eğitim psikolojisi, iş psikolojisi, spor psikolojisi, adli psikoloji, rehabilitasyon psikolojisi gibi diğer bir alanda uzmanlaşarak mesleklerini sürdürebilirler. Hangi alanda çalışıyor olursa olsun ki, klinik psikoloji ve danışma psikolojisi alanlarında daha önemli olmak üzere psikologlar yalnızca psikoloji ve uzmanlık alanlarının akademik bilgilerine değil, ilgili bir çok alanda bilgiye sahip olmak, kişilik özellikleri bakımından mesleğinin gerektirdiği bir çok özelliği taşımak ve geliştirmek, çok yönlü olabilmek, yaşamsal deneyimler ve entellektüel düzeyleri bakımından yeterli olmak ve aynı zamanda hem mesleğiyle ilgili hem de genel anlamda yenilik ve gelişmeleri sürekli izlemek durumundadırlar. Bu sahip olması gereken özellikleri bakımından ele alındığında psikologluk bir sanatsal faaliyet gibidir, bazı özel yetenek ve becerileri de gerektirmektedir.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Çocukluk Dönemi Bozuklukları

Çocukluk  ve ergenlik döneminde karşılaşılan psikolojik kökenli bir çok bozukluk ve hastalık vardır. Bunlardan belli başlı olanları şunlardır: Zeka Gerilikleri, Otizm, Hiperaktivite Bozukluğu ve Dikkat Eksikliği, Öğrenme Güçlüğü, Davranış Bozukluğu, Tik, Konuşma Bozuklukları (Kekemelik, Artikülasyon Bozukluğu, Konuşma Gerilikleri vb.), Kaygı Bozukluğu, Ayrılma Anksiyetesi, Aşırı Korku ve Fobiler, Depresyon, İdrar Kaçırma (Enuresis), Dışkı Kaçırma (Encopresis), Yeme Bozuklukları, Ergenlik Dönemi Yeme Bozuklukları (Anoreksiya Nervoza, Blumia), Kimlik Bocalaması, Uyum Bozuklukları. Bu hastalık ve bozuklukların ortaya çıkış nedenleri farklı farklıdır. Kimisinde kalıtımsal faktörler öne çıkarken kimisinde ailesel ve psikososyal faktörler daha önemlidir. Tedavilerinde de genellikle nedene yönelik tedaviler etkilidir. Ancak zeka geriliği, otizm gibi bozukluklarda nedene yönelik olmayan, belirtilere yönelik eğitsel terapi ve rehabilitasyon kullanılabilmektedir. Tüm bu bozukluklar daha başlangıç aşamasındayken psikolojik incelemenin yapılması ve olabildiğince erkenden sorunun tespiti yapıldıktan sonra uygun ve gerekli eğitim, aile danışmanlığı, bireysel terapiler, aile terapisi vb. psikoterapi yöntemleri uygulanmalıdır. Sorunların çözümünde terapist, aile, eğitimci, çocuk koordinasyonunun iyi bir biçimde sağlanabilmesi terapilerin yararlılığını önemli ölçüde artırmaktadır.

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz