Psikoanalitik Kuram

Psikoanalitik Kuram

                                                                               Psikodinamik Yaklaşım

                                                                                                      Sigmund Freud (2)

                                                Freud’un psikoseksüel gelişim kuramı neleri içerir? 

Dinamik psikiyatrinin Freud’un bilinçdışı zihinsel süreçler üzerine yaptığı çalışmalarla başladığı kabûl edilir (Tura, 2000). Freud insan ruhunu biyolojik bir temele oturtmuş ve güdülenme sistemini dürtülere bağlamıştır. Ruhsal aygıt üç düzeyden oluşur: bilinç, önbilinç ve bilinçdışı. Dinamik görüş, ruhsal görüngüleri dürtü kaynaklı güçlerin çatışması veya dayanışması çerçevesinde görür (Tura, 2000). Öte yandan, Freud’un 1920’den itibaren kullanmaya başladığı bir yaklaşım olan yapısal kurama göre ruhsal yapı üç düzeyden oluşur: id, ben (ego) ve üstben (süperego). Freud psikoseksüel gelişim üzerinde önemle durmuş, pek çok nevrotik durumun gelişiminde çocukluk cinselliğinin önemli bir rol oynadığını savunmuştur. Freud cinsel terimini, yalnız eşeysel organların birleşme-üretme amacına yönelik duygu ve eylemlerini içeren dar bir kavram olarak değil, haz veren herhangi bir nesne ya da uyarana organizmanın yönelişi anlamında kullanmıştır. Freud’a göre sevilen, haz veren, doyum sağlanan her nesnenin cinsel niteliği vardır. Freud’a göre cinsel enerji değişik dönemlerde bedenin değişik bölgelerine ya da organlarına yönelir. Bu nedenle dönemler bu organlara göre adlandırılmışlardır. Libido kuramına göre her dürtünün bir amacı, bir nesnesi ve bir kaynağı vardır. Dürtünün amacı doyumdur. Nesnesi doyum sağlayacak herhangi bir şeydir. Kaynağı bedenin cinsel haz bölgeleridir (oral, anal, genital). Psikoseksüel Gelişim Kuramının 5 Temel Dönemi:

1. Oral Dönem
2. Anal Dönem
3. Fallik Dönem
4. Latent (Gizil) Dönem
5. Genital Dönem

Oral Dönem

Bebeklik döneminde ağız gerek gereksinimler, gerek doyumlar, gerekse de dış çevre ile ilişkilerde kullanılan organdır. Oral dönem doğum sonrası ilk 12-18 ayı kapsar. Doyum sağlayan, haz veren bölge ağız çevresidir. Dürtünün nesnesi ise anne memesidir. Bu dönem id’in egemenliği altındadır. Doğal dürtülerin hemen doyurulması, gerginliğin hemen giderilmesi çocuğun en başta beklentisidir. Çocuk dışardan verilecek bakıma tümden bağımlı ve çaresizdir. Yaşamın ilk altı ayı edilgen içe alma evresi olarak da tanımlanmıştır. Ancak daha sonraları, özellikle 1970’li yıllardan itibaren sadece doyum amaçlı tek yönlü bir alıştan çok yaşamın erken dönemlerinde başlayan bir alışverişten söz edilmeye başlanmıştır. Bu alışveriş özelliğinin gelişebilmesi için annenin kişilik özellikleri önemlidir. Oral dönemde alışverişte dengesizlik yalnızca veren (özgeci) ya da yalnızca almayı düşünen (bencil) bir kişiliğin gelişmesine neden olabilir. Yeme bozuklukları, konuşma bozuklukları, bazı öğrenim bozuklukları bu dengesizliğin izlerine rastlanır. Duygusal ve cinsel sorunları olan anneler alışverişi duygu ve cinsiyet alanlarının dışına kaydırırlar. Böylece sevginin yerini yemek, hediyeler, para ya da oyuncaklar, cinselliğin yerini de giyim, işte verimlilik, yaşamda ki başarı alabilir. Umutsuz ve karamsar anneler çocukta umudun gelişimini sevemeyen anneler ise çocuğun kendini sevilebilir bir varlık olarak algılamasını engellerler. Bu nedenle bu dönem umudun, inancın, temel güven duygusunun ve sevginin belirleyicisi olarak kabûl edilmektedir. Depresyon, madde bağımlılığı, depresif kişilik yapısının temelleri bu evrede atılır.

Anal Dönem 

Bu dönem, yaşamın 1-3 yılları arasını kapsar. Haz bölgesi anüs ve çevresidir. Dışkının tutulması ve salıverilmesi arasındaki yaşanan haz çok vurgulanmaktadır. Bu evrede bağımsızlık, özerklik, kontrol eğilimleri, inatçılık, ambivalans ve büyüsel düşünce dikkat çekicidir. Toplumsal kural ve değerlerle karşılaştıkları ve bocaladıkları bir dönemdir. Dürtü ve gereksinimlerindeki düzensizlik, dağınıklık ve kontrolsüzlük bu dönemin özgün özellikleridir. Nesneleri tutma ve bırakmama belirgindir. Çevre ile çatışma şiddeti artmıştır. “Ben kendim yaparım” bu dönemin temel eğilimidir. Bu evrede ki sorunlar, obsesif kompulsif bozukluk (OKB/Takıntı Bozukluğu) ve obsesif kompulsif kişilik yapısının belirleyicileridir.

Fallik Dönem ve Oidipus Kompleksi

Bu dönem, 3-6 yaş dönemini kapsar. Haz bölgesi penis ve klitoristir. Ağız ve anüs haz alanı olarak önemini sürdürse de bundan sonra cinsel organlar ön plana çıkar. Fallik dönemde ki çocukların karşı cinsten ebeveyni sevmesi, aynı cinsten ebeveyni rakip olarak algılaması en belirgin özelliktir ve Oidipus kompleksi olarak adlandırılır. Özetle Oidipus kompleksi, çocuğun karşı cinsten ebeveyne cinsel duygularla yaklaşması, aynı cinsten ebeveynle yarışmaya girmesi ve ona nefret duymasıdır. Oidipus kompleksi erkek çocukta babaya karşı duyulan düşmancıl duygular cezalandırılma ve iğdiş edilme korkusunu beraberinde getirir. Oidipus kompleksinin çözülmesi sağlıklı bir gelişim için koşuldur. Bu döneme özgü cezalandırma korkusu, suçluluk ve utanç duyguları bu kompleksin çözümünü güçleştirir. Kompleksin çözülmesi gerçek kişiliğin bulunmasına, anne baba dışındaki dostluklar ve cinsel ilişkiler geliştirilmesine olanak sağlar. Mutsuz evliliklerde, arkadaş edinememelerde, tek bir insana saplanıp kalmalarda, sık sık eş değiştirmelerde, baba ya da anneye çok benzeyen insanları arkadaş olarak sevmelerde ve cinsel sorunların büyük bir bölümünde çözülmemiş Ödipal sorunların etkili olduğu düşünülmektedir. Ayrıca abartılı ve yoğun suçluluk duyguları, aşırı utangaçlık ve cezalandırma korkuları da aynı çatışmaların sürmekte olduğunu gösterir. Ödipal sorunların çözümü uzun bir zaman ister. Bir bölümü yaşam boyu sürer, hattâ çözülmeden kalır, ergenlik döneminde aynı sorunların alevlenmesi bu düşünceyi destekler.

Gizillik (Latans) Dönemi

Bu dönem 5-6 yaşında başlayıp, ergenlik dönemine dek süren, yatışma ve dinginliğin egemen olduğu bir evredir. Oral, anal ve genital dönemde olan çatışmalar çözülmüş gibidir. Ancak bu görünüm aldatıcıdır, çünkü çözülmüş ya da işlenmiş gibi görünen sorunlar ergenlik döneminde tüm şiddeti ile yeniden alevlenir. Gizillik dönemi artan sorunlarla baş edebilmek için gerekli bir soluklanma molasıdır. Bu soluklanma oral, anal ve genital sorunların çözümünün ileri bir tarihe ertelenmesi, bilişsel yetilerin gelişmesi, haz ilkesinin yerini gerçeklik ilkesinin alması gibi fırsatlar sağlar. Geriye kalan enerji yüceleştirmede kullanılır; arkadaşlıklar kurulur, öğrenme yetisi artar.

Genital dönem

Bu dönem ergenlik ve onun getirdiği yoğun fizyolojik değişikliklerle başlar. Ergen bedenini ve cinselliğini öğrenir. Aynı zamanda önceki dönemlerdeki ruhsal süreçler yeniden yaşanır. Bu süreçlerden en önemlisi ise anneden ayrılma ve bireyselleşme sürecidir. Bu sürecin yeniden yaşanıp sağlıklı tamamlanması ile kimlik kazanılması ve cinsel tercihin belirginleşmesi sağlanır.

                                                           Nesne ilişkileri kuramı neleri içerir?

Nesne ilişkileri kuramının öncülerinden Melanie Klein, çocuk psikanalizinde oyunun, serbest çağrışımın yetişkin psikanalizindeki yerini tuttuğu savına dayanan tekniği ön plana çıkarmıştır (Kayaalp, 2007). Klein’in yaklaşımında yaşam (Eros) ve ölüm (Thanatos) dürtüleri temel yürütücü güçler olarak karşımıza çıkar. Klein’e göre ‘içe atma’ ve ‘yansıtma’ yaşamın başlangıcından itibaren ruhsal yapının ve nesnelerin oluşumunu sağlayan iki temel savunma mekanizmasıdır. Klein çocuğun (ve erişkinin) iç dünyasını daima içselleştirilmiş nesne ilişkileri çerçevesinde düşünür (Tura, 2000). Erken yaşam deneyimlerinde yaşanan engellemeler ya da doyumsuzluklar, ‘kötü’ nesneler olarak algılanır ve içe yansıtılır ve çocuk kendini doğuştan kötü, saldırgan, zulmedici nesnelerle dolu olrak algılar. Öte yandan da çocuk içe yansıtacağı ‘iyi’ nesnelerle içsel bir iyilik, kendine güven ve istikrar sağlayarak güvenli bir kişilik geliştirmenin yolunu arar. Diğer bir deyişle, Klein’a göre bebek onu bekleyen anneden içgüdüsel anlamda haberdar olarak dünyaya gelir (Tura, 2000). Yıkıcılık duygularıyla baş etmek için de saldırganlığının bir bölümünü dış dünyadaki anneye yansıtır. Yani, dış dünyadaki varlıklar iyi ve kötü nesneler (aynı zamanda aynı nesneye ait kısmî iyi ve kısmî kötü nesneler) olarak algılanır. Klein, Oidipus kompleksini de bu çift-değerlilik çevçevesinde ele alır. Diğer bir deyişle, sadece cezalandırılma korkusu nedeniyle değil, çocuk babasını cezalandırıcı bir nesne olarak algılamasının yanında bir sevgi nesnesi olarak da algılaması nedeniyle, babasının taşıdığı bu çift-değerliliği fark ederek Ödipal uğraşlarından vazgeçer (Tura, 2000). Klein’ın tarif ettiği gelişimsel evrelerin ilki yaşamın ilk 3-4 ayına denk gelen paranoid-şizoid evredir. Bu dönemde baskılanma, bekletilme, yoksunluk yaşama duygularına denk gelen kötülük görme (perseküsyon) kaygıları hakimdir. Ayırma (splitting) mekanizması ile nesne ve ben iyi ve kötü parçalara ayrılır, yansıtmalı özdeşim mekanizması ile de benin parçaları nesneye aktarılarak nesnenin ele geçirilmesi ve denetlenmesi hedeflenir (Kayaalp, 2007). Altıncı aydan itibaren depresif dönem başlar ve bu dönemde nesne bütünleştirilir. Aynı nesnede hem kötü hem de iyinin bir arada oluşu ve saldırgan dürtüleri nedeniyle nesneye (aynı zamanda iyi kısmına) zarar verebileceği yönündeki suçluluk duyguları ile depresif ruh hali egemen olur.

Daha sonraları çocuk psikanalizinin en özgün kişilerinden Winnicott oyun ve yaratıcılık kavramlarını ön plana çıkarmıştır. Çocuğun doğuştan gelen yetilerinin ancak annenin bakımı eşliğinde gelişime katkıda bulunabileceğini öne sürmüştür. Winnicott’a göre annenin bebeğine bakım verebilmesi için onunla özdeşim kurması, onun neye ihtiyacı olduğunu hissetmesi gerekir (Kayaalp, 2007). ‘Birincil annelik meşguliyeti’ adını verdiği bu süreç, gebelikle başlayan ve özellikle doğum sonrası dönemde en yoğun halini alan annenin bebeğine odaklandığı bir dönemdir ve zamanla ‘yeretince iyi anne’ (good enough mother) olma haline dönüşür. Anne bebeğin kaygılarını, isteklerini algılar ve içine alır ve uygun nesneler sunar ve böylelikle bebeğin belirli bir süre tümgüçlülük yanılsaması yaşamasını sürdürmesine yardımcı olur (Kayaalp, 2007). Zamanla birtakım yoksunluklarla bu tümgüçlülük yıkılmaya başlar ve gerçeklikle tümgüçlülük fantezisi arasında yer alan geçiş alanı (transitional area) oluşur. Bu kısmen bebeğe kısmen de nesneye ait ara alan oyun alanıdır ve geçiş nesneleri de bu alanın parçalarındandır. Winnicott aynı zamanda annenin bebeğin uyarılarına verdiği tepkilerle bir ayna görevi üstlendiğini belirtir. Uygun bir şekilde sunulan bu aynalık işlevi çocuğun kenisi ile dış dünyayı doğru ve gerçekçi bir şekilde ayırabilmesine yardımcı olacaktır.

                                                                            Geçiş nesnesi nedir?

Geçiş nesnesi kavramı Winnicott tarafından tanımlanmıştır. Yaşamın erken döneminde bebek büyüdükçe ve kendisi ile annesinin ayrı iki birey olduğunu fark ettikçe anneden ayrılma kaygıları başlar (6-8. aylarda). Bu dönemden itibaren bebekler annesinden ayrılma kaygısıyla baş edebilmek için annesini hatırlatacak bir takım nesneleri yanında taşımak, onlarla uyumak isteyebilir. Bu nesneler genellikle annesinin kokusunu hatırlatan bir battaniye, yastık, mendil, oyuncak olabilir. Bu nesne genellikle yumuşaktır, eskise de, yırtılsa da çocuk onunla olmaktan memnundur. Winnicott’a göre bu “anneden ayrılma”, diğer bir deyişle “bebeğin kendi beden sınırlarını tanımaya başlama” evresi olan geçiş dönemi 4-12. aylar arasında başlar. Geçiş nesnesini bebek kendisi seçer, genellikle bir yıldan uzun bir süre ona bağlanır. Bu nesne çocuğun hayatının ilk döneminden itibaren onunla olan bir nesnedir ve özellikle sıkıntılı anlarında ona daha fazla bağlanır. Küçük yaşlarda geçiş nesnesi olan 33 bebek ve annelerinin uzun süre takip edildiği bir çalışmada (Lehman ve ark., 1992), geçiş nesnesi olan çocukların daha fazla güvenli bağlanma geliştirdikleri saptanmıştır. Bu bulgu çocuğun ayrılıkla mücadelesinde geçiş nesnesinin destekleyici bir işlevi olduğunu savunan Mahler’in düşüncesiyle uyumludur. Tüm dünyada çocukların %30-70’inde geçiş nesnesine rastlanır (Hobara, 2003). Kültürel yaşantı ve sosyal ortam geçiş nesnesi varlığını etkileyebilir. Bir çalışmada (Gaddini ve Gaddini, 1970) şehirde yaşayan İtalyan çocuklarının %30’u, kırsal kesimdekilerin ise yaklaşık %5’inde geçiş nesnesi varlığı bildirilmiştir. Başka bir çalışmada (Hong ve Townes, 1976) Amerikan çocuklarında %54, Amerika’da yaşan Koreli çocuklarda %34, Korede yaşayan Koreli çocuklarda %18 olarak bildirilmiştir. Beyaz ırkta ve batı toplumlarında daha sık olduğu saptanmıştır (Hobara, 2003). Bu bulguya paralel olarak, birlikte uyuma alışkanlığı olan toplumlarda geçiş nesnesine daha az rastlanmaktadır (Hobara, 2003). Geçiş nesnesi varlığının ya da yokluğunun bağlanma ve psikopatoloji gelişimi açısından kesin olumlu ya da olumsuz bir etkisi olduğunun söylenemeyeceği ortak bir görüştür (Hobara, 2003). Çocuk büyüdükçe, 6-7 yaşlarından önce, bu geçiş nesnesi önemini yitirir ve bu geçiş döneminin ileriki hayata farklı yansımaları olabilir (Hobara, 2003). Anneyi ve bütünlüğü yeniden elde etme fantezileri kendini çok çeşitli şekillerde ortaya koyabilir. Örneğin, Winnicott’a göre oyunlar, din, sanat ve yaratıcı uğraşlar bu dönemin kaygılarından köken alır (Winnicott, 1953, 1971). Yeni geçiş nesnesi işlevi kazanan bu uğraşlar kişiye iç ve dış dünya arasında, diğer bir deyişle gerçeklik ile fanteziler arasında bir “oyun” alanı yaratır.

                                                        Ben (ego) psikolojisi kuramı neleri içerir?

Ben psikolojisi S. Freud’un görüşlerinden genel bir psikoloji kuramı türetmeye yönelmiştir (Tura, 2000). Ben psikolojisinde benin dürtüleri bastırıcı özelliğinden çok, gerçekliğe uyumu destekleyici özellikleri ön plana çıkarılmaktadır. Anna Freud, ben (ego) psikolojisi kuramının öncülerindendir (Tura, 2000). S. Freud’un değindiği savunma mekanizmalarını daha ayrıntılı bir şekilde tarif etmiştir (Kayaalp, 2007). A. Freud, dışsal bir tehlike karşısında benliğin etkinliklerini kısıtlayıp edilgen bir tutum benimsemesi olarak tarif edilen benlik çekilmesi ve yine çocuğun dışsal bir tehlike karşısında saldırganı kendine örnek alarak, onu taklit ederek edilgen konumdan etken konuma geçmesi olarak tarif edilen saldırganla özdeşleşme kavramlarını ortaya koymuştur (Kayaalp, 2007). A. Freud çocuk gözleminin ve çevresel etkenlerin çocuk gelişimi üzerine olan etkilerinin önemini vurgulamıştır. Bir diğer ben psikolojisi kuramcılarından Hartmann insanı çevreye uyum göstermek zorunda olan biyolojik bir organizma olarak kabûl eder. Hartmann, benin idden ayrışan bir yapı olmadığı, kendi özerk bir gelişim hattına sâhip bir yapı olduğu görüşüyle klasik kuramdan ayrılır (Tura, 2000).

                                                        Kendilik (self) psikolojisi kuramı neleri içerir?

Heinz Kohut özellikle Freud’un narsisizm kavramını derinleştirmiştir. Kohut’ın kuramı aynı zamanda kendilik (self) psikolojisi olarak da anılır. Bu kurama göre bebeğin gelişen kendiliğinin ihtiyaçları özellikle ebeveyn (temel bakım vericiler) tarafından karşılanarak çocukta benlik saygısının ve kendilik bütünleşmesinin kazanımı sağlanır (Kohut, 1971). Ebeveyn uygun aynalama (mirroring), empati ve özdeşim (twinship), idealizasyon ve benzeri yollarla bu sürece katkıda bulunur. Aynalama, ebeveynin bir ayna benzeri işlev görerek bebeğe kendi duygularını ve davranışlarını dışarıdan görme ve değerlendirme fırsatı sunar. Ebeveynin yapıcı, tutarlı ve işlevsel duygu ve davranış örüntüsü de çocuk için uygun bir idealizasyon ve özdeşim figürü sunar. Kohut bebeğin bu gereksinimlerini kendilik nesnesi gereksinimleri olarak nitelemiştir. Aslında bu ihtiyaçlar onaylanma, beğenilme ve benzeri ihtiyaçlar olarak yaşam boyu sürer (Kohut, 1977). Kernberg ise (1975), bu kendilik nesnelerinin “iyi” (ihtiyaç karşılayan/yapıcı) ve “kötü” (yoksun bırakan/acı veren) unsurlarının zaman içinde bütünleşerek “kendilik bütünleşmesinin” gerçekleştiğini öne sürmüştür. Kötü unsurların iyi unsurlardan fazla olması ya da tutarsızlığı bu bütünleşmeyi zorlaştırır. Kendilik nesneleri sağlıklı gelişmiş ve bütünleşmiş bireylerde benlik saygısı ve özgüven daha yüksektir, narsisistik kırılganlıklara karşı daha dayanıklıdırlar.

KAYNAKLAR 

Gaddini R, Gaddini E (1970). Transitional objects and the process of individuation: Study in three different social groups. Journal of American Academic Child Psychiatry, 9, 347–365.

Hobara M (2003). Prevalance of Transitional Objects in Young Children in Tokyo and New York. Infant Mental Health Journal. 24(2):174-191.

Hong KM, Townes BD (1976). Infants’ attachment to inanimate N objects. Journal of American Academy of Child Psychiatry, 15, 49–61.

Kayaalp L (2007). Psikanalitik Gelişim Kuramları. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları, s:1-11, Aysev A, Taner Y. İstanbul

Kernberg O (1975). Borderline Conditions and Pathological Narcissism. Jason Aranson, New Jersey.

Kohut H (1971). The Analysis of Self. International Universities Press, Connecticut.

Kohut H (1977). The Restoration of the Self. International Universities Press, Connecticut.

Lehman EB, Denham SA, Moser MH, Reeves SL (1992). Soft object and pacifier attachment in young children: The role of security attachment to the mother. Journal of Child Psychology and Psychiatry and Allied Disciplines, 33, 1205–1215.

Sadock BJ, Sadock VA, Jones RM (2003). Comprehensive Textbook of Psychiatry. Study Guide and Self-Examination Review in Psychiatry. Seventh edition. Lippincott Williams & Wilkins. Philedelphia.

Tura SM (2000). Günümüzde Psikoterapi. Metis Yayınları, İstanbul

Winnicott DW (1953). Transitional objects and transitional phenomena. International Journal of Psycho- Analysis, 34, 89–97.

Winnicott DW (1971). Playing and reality. New York: Basic Books.

Hazırlayan: Dr. Koray Karabekiroğlu

Yorum Yaz