İnsan Yavrusu

İnsan Yavrusu

İnsan yavrusu

Biz onlara kısaca ‘bebek’ de deriz. Bunlar yaklaşık dokuz ay kadar bir süre anne karnında beslenip büyüdükten sonra, dışarı çıkmaya karar verirler. Bu kararı verirken de kimseye danışmazlar ve bazen de öyle olmadık zamanda çıkmak isterler ki, bekleyenlerin eli ayağına dolaşır.

Neyse, böylece doğum dediğimiz olayla dünyaya gelirler ve çok özel bir karşılama onları bekler. Törensel ve olağanüstü hazırlıklar yapılmıştır, onun gelmesi beklenmektedir. Doğar doğmaz avazları çıktığı kadar bağırıp ağlarken gösterilen ilgi yetmezmiş gibi daha da fazlasını bekler gibidirler.

Çoğu, planlanmış özel ilgi ve koruma görürler. İnsanlar onların rahat etmesi için durmaksızın koşturup çabalamaktadırlar. Ama bu ilk ilgi ve hizmetler onlara yeterli gelmemektedir ve daha fazlasını beklemektedirler.

Mutlaka düzenli beslenmeleri ve pervasızca altlarına yaptıklarında temizlenmeleri gerekir. Yoksa yaygarayı kopartıp, avazları çıktığı kadar bağırırlar. Bunlar olurken onlar kendilerine bakanları hiç mi hiç düşünmezler. En olmadık saatlerde ağlayıp sızlanırlar, sürekli yeni sorunlar çıkarırlar ve ‘hizmetkarları’nın yorgun mu, uykusuz mu olduğunu hiç dikkate almazlar. Varsa yoksa kendileri ve ihtiyaçlarıdır. Başka hiçbir şey umurlarında değildir.

Yine de bu hizmetkarları ona hizmet ve saygıda kusur etmemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Arada bir hizmetkarlarına şirinlik gösterileri yaparak onların yılgınlıklarına engel olmaya çalışırlar ve bunda da başarılı olurlar.

Onu görmeye gelen, takdir ve tebriklerini sunmaya gelen başka insanlar da olmaktadır sıklıkla. Ama ‘yüksek huzurlarına’ gelmiş olan bu kişilere konukseverlik etmek gibi bir takım kaygıları yoktur. Altlarına yapmaya, yakınmalarını ağlayıp bağırarak hatta bazen çığlıklar atarak bildirmeye devam ederler. Hatta bazen konukların güzelim giysilerini salya sümük veya kusmuk içinde bırakmaktan da hiç çekinmezler.

Kendileri ya da başkaları için hiçbir şey yapmaya niyetleri yoktur, kıllarını bile kıpırdatmazlar, hep beklerler. Hoş, hizmetkarlarının da bu durumdan pek yakındıkları olmamaktadır. Bu kadar bencil, anlayışsız, görgüsüz ve ilkel davranmalarına rağmen, herkes onlara ilgi göstermek, istek ve ihtiyaçlarını eksiksiz olarak yerine getirmek için adeta yarışmaktadırlar.

Bu durumu anlamak biraz zordur, yani en azından mantıksal boyutunu anlamak zordur. Bu hizmetkarlarının her şeye rağmen böyle aşırı özverili ve olağanüstü sabırla davranmalarının altında acaba birtakım yarar veya çıkar umuyor olmaları mı söz konusudur? Ne gibi bir çıkar umuyorlardır ki böyle aşırı bir hoşgörüyle hizmetlerine devam etmektedirler? Mantıkçı bir yaklaşımla bu sorulara tatmin edici, açıklayıcı yanıtlar vermek güçtür.

Peki bu durumu nasıl açıklayabiliriz? Öncelikle bu alışverişin mantıksız olduğunu, akılcı bir alışveriş olmadığını vurgulayalım. Öyleyse bunu açıklayacak başka bir yol bulmalıyız. Yoksa bu insan yavrularına gösterilen tutumlar oldukça saçma gelecektir bize. Daha da önemlisi, zaten bir bebek yapmayı istemek, onları dünyaya getirmek bile tamamen aptalca görünebilir gözümüze. Ne diye dertsiz başımızı derde sokalım ki?

İşte hayata sadece mantıksal veya rasyonellik boyutuyla baktığımızda bunu açıklayamadığımız ortada. Sadece bir bebek yapmayı, onu büyütmeyi değil, hayatımıza dair daha bir çok eylem ve süreci bu boyutta anlamlı kılmamız mümkün değildir.

İşte duygularımızın ve temel güdülerimizin, bize verilmiş olan o en değerli armağanların önemi bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. Bebeğe duyduğumuz, sevgi, merhamet duyguları ve korumaiçgüdümüz olmasaydı bu ‘eziyete’ katlanabilir miydik acaba? Sanmıyorum.

Ancak bunlara sahip olduğumuz için o insan yavrusunun bir gülücüğü bile bizim bütün yorgunluk ve sıkıntılarımızı kolayca unutturabiliyor, hiçbir karşılık beklemeden verebiliyoruz. Bu gerçekten paha biçilemez bir değer bizim için, tıpkı bebeklerimiz gibi.

Hamurumuzun mayasındaki olmazsa olmaz duygularımızın eşsizliğini, vazgeçilemez önemini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadan, bunları dışlamadan yaşayabilmeliyiz her anımızı. Akıl ve mantık bizim sadece çok önemli araçlarımız olmalı, gerektiğinde doğru biçimde kullandığımız, yoksa bize hükmeden efendilerimiz değil.

Bebekler, bize o kadar çok şey öğretiyorlar ki…

Uzm. Psikolog Bülent Korkmaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*